Katılımcı Yorumları

Katılımcı Yorumları

Gestalt Kişisel Gelişim Programına İlişkin Yorumlar

Gestalt Programı katılımcısı olmak

Gestalt Programının katılımcı üzerindeki etkileri 

Ateş Ataseven, 2017

 Evrim Cabbaroğlu, 2017

Özlem Arda, 2017

Geride kaldığını sandıklarımı
Ellerimle şimdiye taşıyormuşum.
Sınırlarımın farkına varırken bir yandan,
Temas edemediklerimi de görüyorum.
Anda kalmanın bedenden geçtiğini,
Lüzumsuz ise susmayı deneyimliyorum.
Tanıdıkça kendimi, ilişkilerimi yeniden inşaa etmeye niyet ediyorum.

Çiğdem Mazlumoğlu, 2022

​………….........................................................​​

KENDİME FIRSAT VERDİM, BEN VERDİM

Yanımdan bir kedi geçti, ben fark etmemiştim yaklaştığını.
Önce duyumsadım.
Aniden hızlanan kalp atışlarımı, omuzlarımın kalktığını,
Nefesimi tuttuğumu, aniden adeta “donduğumu”

Adı korkuydu benim için.
Bu duyguyu, artık taşımaya gönüllü olmadığımı fark ettim.
Bir uçta; her defasında beni hazırlıksız yakalayan ve her defasında istemsiz yaşadığım, 
Kaderim sandığım, bedenimde hissettiğim o yoğun korku,
Bir uçta hayal bile edemediğim sona ermiş kedi korkusu

Niyet ettim Allah rızası için, kutbun diğer ucuna yola çıkmaya😊
Önce rüyalarım değişti, bakmadan da olsa dokunmaya çalışıyordum kedilere
Eskiden dişlerini gösteren saldırgan kediler artık başrolde değildi
Kutbun diğer ucuna adım adım yürümeye niyet eden ben vardım başrolde

Öznesi kedilerdi oysa eskiden rüyalarımın,
Ben edilgendim.
Onlar saldırırdı, ben korkardım.
Artık değişmişti, özne ben olmuştum

Niyetimin ardından bir kedi “çıkıverdi” yolumuza
Biz yolda, kedi yolda… Ve tesadüf ki tam önümüzde
Sadece duruyor, gitmiyor bir yere.

Aldık arabaya, aldık yuvamıza
Gelene hoş geldin dedik, gelene hoş geldin “dedim”
Hep benim sevdiklerim gelecek değildi ya,
Sevmediklerimde gelebilir, en çok “korktuklarımda” gelebilir.
Sokakta otururken kafede dışarıda,
Kediden kaçmaya sarf ettiğim enerjimi,
En korktuğumla temas etmeye harcadım.
Hemen olmadı…
Kolay mı bir kutuptan diğer kutba yürümek adım adım.
Yemeğini suyunu verdim de,
Tam 8 aylıktı kucağıma aldım.

Zihnimdeki kediler ile bu kedi çok başkaydı
O zaman anladım korktuğum kedileri kendi zihnimde yarattığımı.
Zihnimdekiler hep kavga halindeydi.
Ah o çıkardıkları tiz ses…
9 aydır Pamuk’la aynı evdeyim, hiç duymadım öyle bir ses
Zihnimdeki gerçek değilmiş, bunu anladım.
Sonra diğer kedileri “görmeye” başladım.
Yüzlerini fark ettim.
Meğer her kedi yüzü farklıymış birbirinden.
Ben hepsini aynı sanırdım.
Onlara da dokundum, onları da sevdim.
Canavarlar gitmişti, yerlerini güzel bakan bu canlara bırakarak.
Onları canavar gören de benim gözlerimdi, can gören de

Ve şimdi engin bir huzur ile bulunduğum yerde, 
Bulunduğum anın tadını çıkarıyorum
Gülümseyerek muzipçe…

Cansu Yavuz, 2022
 

​………….........................................................​​

GESTALT ÇAĞRISI

Bu kadar yürekten çağırma beni 
Her zorlandığında gelebilirim 
Beni bekliyorsan, farkındaysan 
Bedeninde bir şeyler oluveririm 
Her zorlandığında gelebilirim 
Belki beni zihninle tanımlamak istersin 
İçinde bitmemiş işlerin koru alevlenir
Bakarsın zihnin bedenin kölesi olur 
Belki de hayata şimdi ve buradan bakmak istersin 
Belki direnç gösterirsin, bu hiç belli olmaz 
O anda ihtiyacınla temas ediverirsin 
Aşk bu özleyiş bu hiç belli olmaz 
Kalbin duruverir dudaklarında 
Her zorlandığında gelebilirim 
Belki de hayata yeniden başlarsın 
İçinde bitmemiş işlerin koru alevlenir
Kal dersen varoluşunu kucaklarım 
Belki de yeniden oluverirsin
Her zorlandığında gelebilirim    

Bilge Ataoğlu, 2022
 

​………….........................................................​​

 

GESTALT İLE HASBIHAL

Ey Gestalt,
Seninle geçirdiğimiz iki yılı nasıl dillendireyim diye çok düşündüm.
Bir sürü fikir geldi gitti aklıma.
Hiçbiri sinmedi içime.
Günler geçip gitti böyle; baskılandım, sıkıldım, bunaldım…

Sonra durup halime baktım.
Yapacağıma, yaşadığımdan fazla odaklandığımı fark ettim.
Oysa sahici olan yapım değil yaşamdı.
Değerli olan, kabuk değil özdü.
Aradığım, hayal değil hakikatti.
Ben de yaşadığımı anlatayım dedim.
İşte böylece karşına geldim.
Söyleyeyim, senden ne öğrendim…

Ben birim.
Bir, benim.
Birden geldim, bire döneceğim.
Bunu öğrendim.

Ben bir şekilim.
Zeminim ve ihtiyaçlarım, temel parçalarım.
Bir de yüklendiğim sosyal kodlarım;
Temastan kaçınmalarım, bitmemiş meselelerim…
Gerçek ihtiyacımı bastıran ikâme tatminlerim…
Bunu öğrendim.

Kendimi bildim bileli bir şey olmaktı derdim. 
Bir şey olmakla kendim olmak arasında bitmedi mücadelelerim.
Oysa sır, kavgada değil teslimdeymiş.
Olmak, olmaya çalışmakta değil olanı kabullenmekteymiş.
Tam, eksiksizde değil eksiği sarıp aşmaktaymış.
Yolda kaybolmak, insan olmakmış.
Bunları anlamak, büyümekmiş.
Bunu öğrendim.

Yaşamım her işe bir reçete aramakla geçti benim.
Neyi nasıl yapmalıyım söylesinler, yazayım istemişim.
Aklıma yatacak bir çözüm bulup ezberleyeyim demişim.
Çizgiyi düz çizebilmek için bir cetvel beklemişim.
Oysa çizgi düz değilmiş.
Tek renkler siyahla beyaz değilmiş.
Kusursuz, hakikat değilmiş.
Zaten asıl mesele de bilmek değilmiş.
Bunu öğrendim.
Kudret, servet ve şöhrete kapıldım yıllarca.
Her sorunun yanıtını bilmeyi istedim, arsızca.
Onun, bunun aynasından kendime bakındım.
Uyuyanken, uyan oldum, olduğum gibi kaldım.
Şükür, bir gün uyandım.
Anladım ki ne bir yarış var ortada;
Ne mümkün bir kıyas;
Ne de sorular aynı sorular.
Ödüller, unvanlar, alkışlar, paralar…
Dişsiz kalmaya götüren parıltılı tuzaklar.
Bunu öğrendim.

Sınırlarım yokmuş benim.
Benim sınırlarım değilmiş gördüklerim.
Bir siluetmişim, başkalarının tuvalinde.
Elden ele gezen oyun hamuru olmuşum.
Ne işe yaradığımı bilmiyormuşum.
Bilenlerin işine yarıyormuşum.
Bir çiviyle, kanata kanata kazıdım sınırlarımı artık. 
Ne her şeyi içime alıyorum şimdi;
Ne de sorgulamadan kabul ediyorum bir şeyi.
Bunu öğrendim.

Doğru bendim, o değil.
Değişmesi gereken oydu, ben değil.
Tutarsızlık ondaydı, bende değil.
Ödev onundu, benim değil.
Oysa hep bendim karşımda gördüğüm.
“Senin için bir şey yapamam, kendi üzerimde çalışmak dışında;
Benim için bir şey yapamazsın, kendi üzerinde çalışmak dışında” diye fısıldadı Ram Dass.
Anladım ki tek sorumluluk var; o bende.
Tek bir kilit var; o bende.
Tek anahtar var; o bende.
Her ne oluyorsa, kaynak bende.
Önemli olan neye sahip olduğum değil; onunla ne yaptığım.
Önemli olan başıma ne geldiği değil; ona verdiğim karşılık.
Zayıf değilim, kurban değilim, yetersiz değilim.
Bütün güç içimde.
Neye ihtiyacım varsa, karşılığı bende.
Bunu öğrendim.

Bedene odaklandım, duyguyu boş verdim.
Duyguya odaklandım, bedeni boş verdim.
Zihne odaklandım, tini boş verdim.
Oradan oraya zıplarken, dengeyi boş verdim.
Sonra bir ağaç gördüm bir gün.
Oturup düşündüm…
Ağaç olmam gerek benim.
Günün, güneşin, yağmurun, rüzgârın;
Sonsuz döngünün kucağında;
Köklerimi saplayıp yaşamın derinlerine,
Her şeyle temasta;
Ve her temasa açık;
İlkbaharda meyve vermeli, Sonbaharda kuruyup ölmem gerek.
Nefesim fısıldıyor sırrı kulağıma;
Yaşamda hep almam ve vermem gerek.
Bunu öğrendim.

“Hayatta herkes efendisini arar” demiş biri.
Oysa efendi de köle de bendim.
Hep en iyi öğretmenleri aradım.
Oysa öğretmen de öğrenci de bendim.
“Gönül denizse, söz sahildir. Denizde olan, sahile vurur” diyordu Mevlâna;
O, bu, şu; ondan, bundan, şundan değil;
Düşündüğüm, gördüğüm, söylediğim, eylediğim bendim.
Bunu öğrendim.

Hatırladığım, unuttuğum…
Ondan bundan gördüğüm,
Sormadan aldığım ne varsa bende.
Büyürken dinlediğim notaların çocuğuyum ben.
Ve özgürlük, her şeyi gönlümle görmekte.
Bütün notaları kalbimle çalmakta.
İçeriğe değil içeriye bakmakta.
Dışarının sesini kısıp içerinin sesini açmakta.
Bazen de rüyalarla konuşmakta.
Bunu öğrendim.

Yıllar önce yazmışım, bak… 
“Her iyileşmede acı vardır. Acı ve yokluk, yaşamın en iyi iki öğretmenidir.”
Asıl cesaret, bu iki öğretmenin dersine yazılmakta.
Eksik kalmaya, acı çekmeye rıza göstermekte.
Çile çekmek yerine çileden geçmekte.
Kahır üretmek yerine temas etmekte.
Doğrulmak için düşmeyi kabul etmekte.
Bunu öğrendim.

Büyümek yaşla olmaz.
Bilgelik başla olmaz.
Birleşip ayrışmakla olur.
Kapsayıp aşmakla olur.
Gönül gözüyle görmekle;
Gördüğünü düşünmekle;
Bir uçtan diğerine geçebilmekle olur.
Kendini her daim yıkıp yeniden yapmakla olur.
Bu yüzdendir ki bir yıl geçmeden onca yaş alır;
Veya onlarca yıl yaşayıp hiçbir şey alamam yaşamdan.
Bunu öğrendim.

İlk dersim yaşam, son dersim ölüm.
Yaşam bir döngü; hakkını vermeliyim.
Bunun için temasa varmalıyım.
Teması aşıp bütünleşmeliyim. 
Ama önce ölümü kabullenmeliyim.
Karanlığın ötesini görmeliyim.
Yaşamı özümseyip gitmeliyim;
Zamanı geldiğinde.

Ne demiştim?
Sonsuz bir döngüdeyim.
Birden geldim, bire döneceğim.
Yeniden düşmek için yükseleceğim.
Bunu öğrendim.

D. Kılıç Arslantürk, 2022
 

​………….........................................................

 

Gördüğümün bende yarattığı hisse odaklanarak
El alemin bana öğrettiklerini fark ediyorum
Sanki yerine
Temas ettiklerime odaklanıyorum
Artık piyanonun tüm tuşlarıyla
Leyla ile Mecnun’un buluşamaması gibi değil
Temas anındaki kutbun 2 ucuyla da buluşmayı öğreniyorum

Neyse ki ismin kısa 
İhtiyaçlarımı bak artık söylüyorum
Tasvir ve tercüme ettikçe
Anlamaya değil hissetmeye niyet ediyorum…

İyi ki buradaydım, seninle ve harika arkadaşlarımla tanıştım
Her şey için teşekkür ederim, bu evrenin parçaları olarak sizlerle buluşmak çok güzeldi….

Ela Ünler, 2022
 

​………….........................................................​​

 

Gel dediler gel, her ne olursan ol, kim olursan gel, 
Evet dedim, hazırım öğrenerek, merak ederek, yüzleşerek; büyümeye, olgunlaşmaya, kendimi 
   sarıp sarmalamaya…
Sonra bir baktım ki, beni sarıp sarmalamaya hazır, yalnız bir kişi değilmişim, 25 kişilik güzel 
   yürekli bir grup insanla çepe çevreyim 😊
Temas etmediğim tuşlarımı sizlerin deneyimleriyle keşfettim,
Aslolan temas etmekti, hayat sadece deneyimleyebilmekti, her iki kutbun arasında gerginlikler 
   barındırdığını öğrenmekti…
Lakin  başka bir döngü başladığında başka challengeler, başka heyecanlar çıkacaktı karşıma,
Tanımlayabilmek için ne yaşadığımı, deneyimlerimin bedenimdeki iz düşümünü belli bir zemin 
   kıvamına gelmem gerekti….

Eskiden daha başarılı olayım, daha zengin olayım, daha neşeli olayım gibi dileklerim olurdu
   kalbimden geçen…
Sizlerle Gestalt’ı öğrenmeye başladıkça, ki bu bi yolculuk ve daha yolun başında olduğumu
   biliyorum, kendimi olduğum gibi kabul ediyorum ve kendimin daha iyi versiyonu olmayı 
   diliyorum….
Altından kalkamayacağım işler varsa, bunu söylemekten gocunmuyorum artık. Başkalarının beni 
   onaylamasından, benimle gurur duymasından ayrışabildiğimi fark ettim. 
Sizlere bu zemine getirdiğiniz her deneyim için sonsuz teşekkürler. Her birinize minnettarım.

Özlem İşeri, 2022
 

​………….........................................................​​


Hayatımızın yolculuğunda bir döneme şahitlik yaptık. Her birimiz içimizde bir yerlere dokundu. Cesaretle ve en önemlisi samimiyetle burada olduk.hepimize ayrı ayrı sarılıyor bundan sonraki sürecimizde gönüllerimizdeki ben e ulaşmak serüveninde ;yağmur bolluğunda, güneş parıltısında , toprağın kokusunun hazzında duyumsamayı ve varlık olmayı temenni ediyorum. ❤️

Songül Sevim, 2022
 

​………….........................................................​​

AYRIŞMAK VE BİRLEŞMEK

Çekirdeğimde dönen atomlar gibi 
Bir bütünleşip bir ayrışan 
Hayatın akışında değişim kaçınılmaz 
Geçmişte tutunduklarım beni içine çekerken
Bekçiliğini yaptığım ne varsa 
Olmuş hapishanemde gardiyan 
Seksenlerin kuruyla işlem olmaz yeni çağda 
Başımı kuma gömdüğümde korkularımdan delice kaçtığımı sanırken 
Kaçırdığım akmakta olan hayat aslında 
Zorlandığım yerde başlar büyümem
Sınırlarımı genişletirken duyduğum acıyla 
Kırılır sıkıştıran kabuğum özgürleşirim 
Piyanomun tuşlarından yeni melodiler çıkmaya başlar 
Hayatın müziğine eşlik ederim baslardan tizlere 
Olduğum yere vardığımda ancak oradan ileriye yürüyebilirim 
Bu bir ibadet hafife almayayım sakın 
Değişim sandığım bir yerlere koşmak değil yakın 
Tanımlamakla başlar anlamak kendimi 
Zihin egemenliğindeki bedenimi serbest bıraktığımda duygular uyanır
O zaman diktatörlükten hepsinin kardeş olduğu bir ütopya doğar içimde 
Doğal olanın akışına bıraktığımda kendimi bulurum dengeyi
Gelmekte olanları ancak gidenlere izin verdiğimde karşılarım 
İçimdeki bütün parçaların toplamından büyük
Bazı parçalarım koparken içimden yenileri heyecan katar benliğime 
Sadeleşirken zenginleşirim bu med cezirde
Önümde dünya koca zemin gördüğüm şekillerim gözlüğümden 
Her bakanın  kendini gördüğü bir ayna karşımda 
Ben de kendimi izlerim gördüğüm her şeyde 
Hayat attığım her adımda davet eder beni kendimle tanışmaya 
İçimdeki kırgın küçük kızla karşılaşırım benden sahne çalan 
Başkalarından beklemeyi bıraktığımda görürüm gerçek ihtiyaçlarımı
Kendime annelik yaparken büyütürüm  küçük kızı 
Sadakatim kendime olduğunda gücüme kavuşurum 
Etrafa dağılmış parçalarım bütünleşirken bir dans başlar içimde 
Çekirdeğimde dönen atomlar gibi 
Bir bütünleşip bir ayrışan 

Selin Yurdakul, 2022
 

​………….........................................................​​

                           
Hanna Nita ile tanışmam aile danışmanlığı eğitimi sayesinde oldu. Bu eğitim sırasında deneyimlediğim oyunların akışkanlığı beni çok şaşırtmıştı. Bu deneyim vesilesi ile Nita’ya duyduğum şükran duygusunu burada bir kez daha ifade etmek isterim. Daha sonra bu süreç Gestalt programı ile devam etti.

Nita’nın Gestalt programında şunu fark ettim ki, kendimi çalışmam aslında potansiyelimin altındaydı ve genellikle konfor alanından çıkmıyordum. Buna ilaveten bu program diğerinde gördüğüm özelliklerin aslında bende olanın bir yansıması olduğunu bana öğretti. Bu bilgiyi zaten teorik olarak biliyorum. Ancak yaptığımız çalışmalar bunu içselleştirmemi ve daha iyi anlamamı sağladı. Bu süreçte birlikte yolculuk yaptığımız arkadaşlarımın katkıları için de ayrıca müteşekkirim.

Bu yolculukta çok daha derinlikli yaşadığım insan ilişkileri sayesinde kendi iç dünyamla daha fazla temas ederken, bir taraftan da yakın çevremin bana verdiği tepkilerle tanışmaya başladım. 

Tüm program boyunca kendi iç dünyamla ilgili bir çok duyguyu deneyimlememi sağlayan Nita’ya ve birlikte yolculuk yaptığımız arkadaşlarıma tekrar teşekkür ederim. Yolu sevgiden ve terapiden geçen insanlarla bir şekilde tekrar karşılaşacağımı ve bu yolculuğun bazen birlikte bazen de yalnız bir şekilde devam edeceğini düşünüyorum. 

Timur Harzadın, 2022

Nita’yı tanımış olmaktan çok mutluyum. Ondan çok şey öğrendim:
Sonuca değil sürece odaklanmak
Gestalt’in problemlerimizi çözmek için değil anda dans etmek için var olduğu
Bitmemiş meselelerimi
Sadece kendimin değil diğerlerinin ihtiyaçlarını da dikkate almayı
Haklılığıma tutunmamayı
Bazen egoyu bırakmanın zor olduğunu ama yine de bırakmak gerektiğini
Kutuplarımı keşfettikçe aslında savaşın şeyin diğer insanlar değil kendim ile yadsıdığım taraflarım arasında olduğunu
Tüm bunları öğrenmeye devam ediyorum. Sanırım bu idrak süreci ömür boyu sürecek. Nita’nın Gestalt programının paha biçilemez bir değeri olduğunu düşünüyorum. Ne kadar teşekkür etsem azdır…

Hakan Gökbayrak, 2022

​………….........................................................​​

KUŞ OLMAK

Nasıl olurdu acaba diye düşündüm; güneşli, nefis, içimde kıpırtılar uyandıran bu bahar sabahında camın kenarında oturmuş dışarıya bakarken…

4 güvercin vardı gökyüzünde birlikte uçuyorlardı. Ama nasıl keyifli, dengeli, uyumlular. Sanki dört arkadaş bu güzel sabah için sözleşip buluşmuş, hem birlikte fiziksel aktivite yapıyorlar hem de sohbet ediyorlar, hatta kahkahalar da atıyorlardı… Attıkları taklaları neşeli kahkahalara benzettim sanırım.

Düşündüm onları görünce, bu sabah bir güvercin olarak uyansaydım ben de ilk iş kendimi masmavi gökyüzüne bırakırdım, tıpkı hayata ve akışına kendimi bırakmak gibi… Sabahın serinliği, güneşin parlak ışıkları yüzüme vururken süzülürdüm mavi semada. Çırpardım küçük kanatlarımı biraz hız kazanıp denize hemencecik ulaşmak için. Biraz da deniz kokusu alarak uçmak harika olurdu.

Sonra yavaşlardım, süzülürdüm hava ile birlikte… Havayı her yerimde hisseder, yavaşlamanın bedenime zihnime getirdiği dinginliği, uyumu, bütünlüğü hissederken denizin ve baharın kokusunu tüm hücrelerime doldururdum.

Aaaaa o da ne karşıdan bana doğru uçanlar çok sevdiğim üç arkadaşım değil mi? İşte şimdi bu güzel gün muhteşem, ayrılmaz dörtlü bir araya gelip tamamlanınca iyice taçlandı… Bu güzel günü, havayı, deniz kokusunu paylaşmak, birlikte taklalar atmak, süzülmek, yavaşlamak, sonra tekrar hızlanmak, yavaşlamak, aynı hareketleri birlikte olmanın mutluluğu ile bıkmadan, defalarca birlikte denemek, hepsi dengede ve uyum içinde…

Ayyy çok güzel bir gün bugün; hava güzel, güneş güzel, paylaşmak güzel, yavaşlamak güzel, uyum içinde olmak güzel, var olduğunu tüm varoluşunla hissetmek güzel, bütün olmak güzel, an’ı sevmek güzel, KUŞ olmak güzel, BEN güzel…

 

Ahu GÜMÜŞ, 2021 Haziran

​………….........................................................​​

Merhabalar hocam ben Hasan Kalyoncu Üniversitesi Psikoloji Bölümü 3. Sınıf öğrenciniz Berkay BAYSAL. Sizden ders almak, sizin deneyimlerinize tanıklık etmek, sizin ile tanışmış, temas etmiş olmak benim için çok motive edici hem de farkındalığımın arttığı ayrıca tüm bunların akabininde mutlu hissettiğim

bir deneyimdi. Umarım gelecek dönemlerde yüz yüze ders işleme şansımız olur. Sizi tanımak çok güçlü ve güzel bir deneyimdi. Bize bu güne kadar verdiğiniz emeklerden dolayı çok teşekkür ederim. 


Sevgilerle...    

                      
Berkay BAYSAL, 2021 Haziran

​………….........................................................​​


Gestalt’ın 2 yıllık programına katıldığım için bir an bile pişmanlık duymadım. Aksine bana kattıklarının minnetini yaşıyorum. Bu hayat yolculuğundaki yaşadığım her olay, tamamen benim algı çerçevemden ve bakış açımdan bana duygular yaşatıyor, bu duygular ne doğru ne yanlış. Hayatın doğrusu yanlışı yok. Bu dünyada duyguları deneyimliyorum. Duyguları yönetmeyi değil yaşamayı öneriyor Gestalt. Ve bunu yaşarken zihnini de kullandırtıyor. İçinde bulunduğumuz bedendeki duyguların izdüşümünü, zihin aracılığıyla tanımlayarak An’da kalmak işin sırrı. Ben bu 2 yılda en çok zıt kutupları barındırdığıma şaşırdım. İşte bu zıt kutuplarıma temas ede ede kendime yol alıyorum. Sinir olduğum kutuplarım konfor alanımın dışına çıkarıyor beni, bu da beni rahatsız ediyor ama biliyorum ki dönüşüm ve öğrenme konforda olmuyor. Bu eğitim sürecini bir grup deneyimi içinde yaşamasam bence bu kadar etkili ve öğretici olmaz idi, çünkü ben tek başıma bir öğrenecektim, ama grubumda 27 kat fazla deneyimledim. Ve 26 değerli insan hayatıma girdi.
 
Gestalt bakış açısını öğreten ve anlatan bir çok üstat olabilir. Ama ben Nita ile yollarımın kesişmiş olmasından dolayı en derinlerimde şükran duyuyorum. Nita, Gestalt’ı anlatmadı, Nita Gestalt’ın içinde yaşıyor zaten. Ve bu yolculuğunu ustalıkla tuttuğu alanda bizlerle paylaştı. Ben bir kez daha olsa bir kez daha Nita’yı seçerdim.
 
Teşekkür ederim Gestalt ve teşekkür ederim Nita.

 

Berna Çetintaş, 2021 Haziran

​………….........................................................​​

Sabah Niyeti ve Gestalt Manifestosu  

Kendimin ve bütünün en yüce hayır ve şifası için reiki enerjisini kendime çağırıyorum.
Bugün sahip olduğum ve bana verilen her şey için şükrediyorum.
-    Bugün hiçbir şey için endişe etmiyorum
-    Bugün hiçbir şeye kızmıyorum
-    Bugün dürüstüm
-    Bugün bana ihtiyacı olan tüm canlılara ve varlıklara yardım ediyorum 
Bugün bir geştalt uygulayıcısıyım. Hayatıma Gestalt pratiği katmaya niyet ediyorum.
Bugün zeminimde neler olduğunu görebilmeye ve anlayabilmeye niyet ediyorum. Zeminimin üzerinde oluşan şekilleri de farkediyorum. 
Bugün neye ihtiyacım olduğunu kendime soruyorum.
Bugün geçmişten, ailemden, sosyal yazılımlardan taşıdığım değer yargılarımı, ön yargılarımı fark ediyorum. 
Bugün geçmişten, ailemden, sosyal yazılımlardan taşıdığım ve şu anda bana hiçbir katkısı olmayan, faydası olmayan değerlerimi ve değer yargılarımı fark ediyorum ve onları bir daha kullanmamak üzere bırakıyorum. 
Bugün 5 duyumu kullanarak anda kalmaya ve iç sesimi duymaya niyet ediyorum. Anda kaldığım zamanları arttırıyorum.
Bugün fiziksel boyutumda, duygusal boyutumda, zihinsel boyutumda ve tinsel boyutumda neler olduğunu fark edebiliyorum, anlayabiliyorum.
Bugün bedenimi ve duygularımı hiçbir yorum yapmadan, çözmeye çalışmadan, sadece o anda ne oluyorsa onu tanımlamaya niyet ediyorum. Zihnimi sadece duygularımı ve bedenimi tanımlamak için kullanmaya niyet ediyorum. Bugün tematik deneyler yapmak için kendimi cesaretlendiriyorum ve deniyorum.
Bugün tamamlanmamış meselelerimle karşılaşırsam onları fark etmeye ve onlarla temas kurmaya niyet ediyorum.
Şu anda içinde bulunduğum yaşam döngülerimin neresinde oluğumu anlıyorum ve temas ettiklerimin, içine ölmeye niyet diyorum. Döngüyü kapatıyorum.
Bugün sınırlarımın farkındayım, kimsenin ve hiçbir şeyin sınırlarımı delmesine izin vermiyorum, ancak gerektiği yerlerde işlevsel olarak sınırlarımı esnetebiliyorum.
Kutuplarımı, beni rahatsız eden, kızdıran, sinirlendiren, üzen şeyleri ve insanları fark ediyorum ve onları anlamaya, kapsamaya niyet ediyorum.
Bugün her şeyle, herkesle ve kendimle kurduğum iletişim tarzlarımı işlevsel bir şekilde kullanmaya niyet ediyorum. Kendimin ve başkalarının savunma mekanizmalarını, dirençlerini, ikame tatminlerini fark edip ona göre davranıyorum.
Bugün kendime karşı öz şefkatliyim, eğer ihtiyaç duyarsam küçük ben ile büyük beni birbirleriyle konuşturup onlar arasındaki teması kuruyorum. Bunun için kendimi cesaretlendiriyorum. Bugün kendime ebeveyn olmayı öğreniyorum.
Bugün bana gelen her ne varsa onları yargılamadan, eleştirmeden, endişeye kapılmadan oldukları gibi karşılamaya, kabul etmeye niyet ediyorum. Gelen her ne varsa ona kendimi bırakarak, ihtiyacımı görerek yanıt veriyorum. Bende konumlanmamış yanlarımı görebiliyorum ve onları kabul ediyorum. 
Ben bir bütünün parçasıyım ve aynı zamanda parçaların bütünüyüm, ben bütünün içinde tek olanım. 
Benden bütüne akması gereken ne varsa akıyor, bütünden bana akması gereken ve hayrıma olan ne varsa bana akıyor. Onları kabul ediyorum. Karşılaştığım zorluklarla baş edebilmeyi ve onlardan da öğrenmem gerekenleri alabilmeyi niyet ediyorum.  
Kendimi, çevremdeki her şeyi ve herkesi, annemi, babamı olduğu gibi kabul ediyorum.
Bugün öğrenmem gereken ne varsa maddede tezahür etmeden manada kolay ve yumuşak bir şekilde öğrenmeye niyet ediyorum.


BEN BİR GESTALT UYGULAYICISIYIM.
 

Ceren Erktan Yiğit, 2021 Haziran

​………….........................................................​​

Gestalt Programı benim için dengeye, kapsamaya, dinginliğe davet; “olma”ya yolculuk demek…
 
Özgün bir yolculuk; her damakta farklı tat bırakıyor…
Ömür boyu sürecek bir yolculuk; farkındalıkları, değişimi dönüşümü tetikliyor.
 
Program boyunca deneyimleyerek öğrenmenin, paylaşarak büyümenin sihri benim için o kadar kıymetli ki… Zorlanmaları fırsata döndürebilmek, anın kıymetini bilerek  çocuksu naiflikle hayata bakabilmeyi hatırlamak ve daha önemlisi bunları bir bir hayata taşıyabilmek o kadar değerli ki…
 
Bir sürü “iyi ki”lerle tamamladım programı : Nita’yla yola çıkmanın sonsuz memnuniyeti ve şükürüyle; Nita’nın düzenlediği  farklı programlara da katılmaya büyük niyet koyuyorum. 
Sevgili Nita’ya, programa katılan kıymetli yolculuk arkadaşlarıma ve kendime çok teşekkür ediyorum…
 

Funda Duman, 2021 Haziran

​………….........................................................​​
 

40'lı yaşlarıma gelirken, kendime bulma telaşı içinde kitaplardan kitaplara eğitimden eğitime tam bir koşturma içindeydim.
Nita Sherler ile çıktığımız Gestalt Yolculuğu,  sadece iyi ki bu eğitimi aldım demek gibi bir iyi ki değildi, 
Hayatımdaki en büyük bir kaç iyi ki den biri oldu. Bu 2 yıllık sürecin sonunda  kendimdeki değişime şahitlik etmek, emeklerimin sonuç verdiğini, attığım tohumların yeşerdiğini gösterdi.
Katılığım bu Program sayesinde, Gestalt mucizesinin hayatımda bir sürelik bir eğitim gibi değil, bir ibadet gibi varlığını sürdüreceğini biliyorum.

Sevgiler


Gülhan Eğilmez, 2021 Haziran

​………….........................................................​​

 

 

 

 

 

 

Serap Bostan, 2021 Mayıs

​………….........................................................​​

"Kapsayarak aşmak ve temas sınırlarda olur. Bu iki kavram hayatıma yön veren temel yapı taşları oldu Nita ve Gestalt sayesinde. 
Kendimi tanıma yolculuğumda, kendi sınırlarımı keşfetmemde ve bunlar üzerine farkındalık oluşturmamda Nita’nın liderliğinde çıktığım Gestalt yolculuğuna ve bunun hayat boyu öğrenme olduğunu anladım. Bana verdiği en güzel hediye ise başkalarını kapsayabilmek için önce kendimi kapsamam gerektiğiydi. İhtiyaç sandıklarımın aslında ihtiyacım olmadığı, bana gerekenin ise cesaret olduğunu öğrendim. Ben cesur olabildiğim sürece hayatımda nelerin mümkün olabileceğini anladım. 
“Ben” dili sayesinde hareketlerimin sorumluluğunu almayı ve her şeyin benim seçimim olduğunu gördüm. Benimle beraber bu yola çıkan 25 kişinin daha benimle birlikte evrildiğine ve herkesin birbirini kapsadığına şahitlik ettim.
Nita, 26 kişilik grubumuzda yargıdan uzak, paylaşımı bol ve şefkatli bir ortam oluşturduğu için, Nita ile çalışma fırsatı bulduğum, kendi içimde bir bütün ve aynı zamanda bütünün bir parçası olduğumu anlamama yardımcı olduğu için çok şanslıyım.
Benim ruhuma dokunmuş ve bende pozitif değişim yaratmış çok az sayıda insandan birisi Nita ve bunu Gestalt sayesinde çok ustalıkla yapıyor siz anlamıyorsunuz bile. Artık hayatımda daha az bahane, daha çok ben var. İyi ki Nita var, iyi ki Gestalt var."

Sevgiler,

Dogan Kösen, 2020

​………….........................................................​​

Hocam merhaba
Sizinle birebir iletişim kurma şansı pek yakalayamadım fakat buna rağmen duruşunuz ve tavrınızla beni etkilediğinizi belirtmek istiyorum. 
Sizden düşük not almak beni açıkçası hiç üzmedi. Hatta biraz tuhaf gelebilir ve bunu anlatamayabilirim ama sizden bu notu almak biraz yüzümü gülümsetti. Bilmiyorum başka bir ders veya başka bir hoca olsa üzülebilirdim fakat kendinize özgü bir yaklaşımınız var ve bu benim çok hoşuma gidiyor.
Yollarımız kesişir mi bilmiyorum (bunu çok isterim) fakat benim için lisans eğitimimde önemli bir yeriniz olduğunu bilmenizi istiyorum. ‘’Yaptığınız her işe şölen gibi yaklaşın’’ ya da buna benzer bir şey söylemiştiniz. Bu yaklaşımı seviyorum ve bu sayede yaptığım ufak şeylere dahi değer katabiliyorum. Ayrıca bunu sizinle paylaşmam ne kadar doğru bilmiyorum ama survivor izliyor olmanız ve bunu bizimle paylaşmanız beni çok etkiledi.
Farkında olmayabilirsiniz ama insanlarda en azından bende ve bildiğim birkaç arkadaşımda çok önemli yer edindiğinizi bilmenizi isterim.


Saygılarımla,

Ersin Alpaslan, HKU son sınıf öğrencisi, 2020

​………….........................................................​​

 

“İlişkisel yetkinliğin” doğumundan yetişkinliğine, hatta bazen de ölümüne kadar olan sürece 

Sevgili Nita Hoca’mız liderliğinde şahitlik ettik. Ben sizlerle bu öğretinin içinde çok keyif aldım. Güven veren, yargısız, meraklı, eğlenceli, sorgulayan, öğrenme aşkı ile dolu varlıklarınız ile ben de Cesaret ile ilerleyebildim. Dilerim başka döngülerde yine bir araya gelir, yeni yolculuklara çıkarız.

 

Nita hocam,

 

Yine bu derin teori dersinde büyüttün beni adım adım. İyi ki varsın ve hep var ol! Seninle büyümeye, İçimizdeki çocukları şifalandırmaya hep devam edelim.

 

Sevgilerimle,

Deniz İlbaylı, 2020

………….........................................................​​

 

İçimden geldi. Kapanış seansımızın bendeki yansıması bu satırlara aktı. 

Kapanış kutlamamız olsun. Kapanışımız bereket getirsin, huzur versin…Yollarımız yeniden yeniden birleşsin 

 

Hikayeni anlat

Mağduriyetini kapsayabilmek için...

Şahit bul kendine

Anlatmak çok önemli

O zaman acıların daha katlanır hale gelir

Kapsanırsın

Bilinç altı hafızan yeniden programlanır

Ayna nöronlarla yeni patikalar kurarsın

Tek başınalığı seç, onu sev

Sessizliğin sesini duy

Dur

Tek başına

Ruhunu bekle

Sessizce...

Bariz olmayan şeyleri duymak için

Gerçek olanla uyumlanmak için

Tüm dikkatinle, yüreğinle 

Merak ederek, alarak, kabul ederek

Duygularını

Bedeninde yaşadıklarını 

Gerçekten, tüm kalbinle 

Kabullendiğinde teslimiyeti yaşarsın

Acıdığın yeri kapsar, ona şifa verirsin

Onun içine ölür

Bilinmezin içine yeniden doğarsın

 

Işılsu Vural, 2020

………….........................................................​​ 

 

2 yıllık Gestalt yolculuğumuzun bitmesi öngörülen 2020 yılında hayat bize “2 yıllık edinimlerinizle sizi uğurlamayacağım, bu edinimleri pekiştirmeniz ve zenginleştirmeniz için kendi yaşam döngünüzde daha önce tecrübe etmediğiniz bir salgınla kendinizle erteleyemeyeceğiniz bir temasa sizi zorunlu bırakacağım” diyerek daha önceki mezunlara vermediği bir şansı sundu. En azından buna ben böyle bakıyorum. Bu süreçte Nita Hoca’mız bize kendi seslerimizi duymamız için ekstra fırsatlar yarattı, sağ olsun.

Sorunlarını bir süreliğine her şeyden mümkün olduğunca uzak kalarak kendini iyileştirebildiğini zanneden ben için bu 2 yılın anlamı ve katkısı çok. Çok genel anlamda diyebilirim ki her şeyden uzak kaldığımı zannederken kendimden uzak kalmışım bu zamanların çoğunda. İşte öncelikle Nita Hoca ve sonra da grup arkadaşlarım sayesinde kendimle temas etmenin yollarını keşfettim. Hepsini bir anda ve sürekli yapamayacağımın farkındayım ama yolun nerede olduğuna dair bir fikrim var ve yolculuğa çıktım bile.

Herkes kendisi için en iyi yolu bulacaktır ama naçizane tavsiyem; hiç benim yaptığım gibi 2. yılı beklemeyin, başlangıçtan itibaren kendinize, gruptaki arkadaşlarınıza ve hocamıza açık olun. Bazen o kadar diplerdeki kör noktalara derslerimizde temas ettik ki ömründe mucizeye tanıklık ettin mi diye sorsalar sadece bu anlar için evet derim. Nita Hoca’nın inanılmaz öngörüsü ve orkestra şefliğinde her doğum gerçekleştiğinde sadece 26’mızın içindeki birimiz değil, hepimiz eş zamanlı olarak kendi doğumlarımızı gerçekleştirdik.

İyi ki bu yolculuğa çıkmışım, iyi ki rehberim Nita Hoca, yol arkadaşlarım da grubum olmuş.

 

İrem Özer, 2020

………….........................................................​​

 

“Kendine şefkati seç”

Program boyunca Nita hocadan her biri atasözü değerinde birbirinden derin ve etkileyici sözler duydum; bu da onlardan bir tanesi…Belki en çok ihtiyaç duyduğum bu olduğu için hep hatırlıyorum bunu. Her zaman uygulayamasam da biliyorum artık o yanımı; tanıştık ve sarıldık birbirimize, Gestalt sayesinde. 

 

Tanımadığın yanlarını farketme Yolculuk’una çıkarıyor Gestalt.

 

Geçen iki yılın sonunda nasıl tanımlarım bu Yolculuk’u diye düşündüm…engebeli ama keyifli; korkutucu ve acıtıyor ama merak uyandırıcı; sabır ve istikrar istiyor ama mükafatı çok büyük; kopya çekmen mümkün değil ama en değerli ve en bilge yardımcınla/rehberinle tanışıyor ve yol almayı öğreniyorsun; bitmiyor ama her dönemeçte soluklandığında büyüyor, filizleniyor ve tamamlanıyorsun…

 

Geçen iki yılda Öğrendim:

Beğenmediğim herkesin, yargıladığım ve dışladığım herseyin aslında BEN olduğunu,

Bu değer yargılarımın ve inançlarımın beni ne kadar sıkıştırdığını,

Aslında mutlak “Kötü” diye bir şey olmadığını,

Ve hatta doğru zamanda bilinçli kullanırsam bunların hayatımı zenginleştireceğini ve beni büyüteceğini,

İçimdeki çoçuğu dinlemenin ve ona sarılmanın şifalandırıcı büyüsünü,

Hayatımın sorumluluğunu almam gerektiğini,

Karanlığa adım atmadan büyümenin mümkün olmadığını…

 

Ayda bir olan ve gittikçe artan bir heyecanla beklenen buluşmalarda bunları öğrenirken; ağlamalar-gülmeler, dertler-güzel haberler, şifalanmalar-saçmalamalar vardı…yani hayatın kendisi…

 

Bu muhteşemliğin yaratılmasına vesile olan Nita hocanın bilgisi, tecrübesi ve zekasına hep şapka çıkardım…Bir defasında, rüyada geçen Pakize isminden öyle çıkarımlar yaptı ki grup olarak ağzımız açık kaldı… 

 

Yaşadıklarım, öğrendiklerim ve BİRliği hissettiğim için çok teşekkürler sevgili Nita hocam ve sevgili arkadaşlarım…

 

Ayşen Kartal, 2020

………….........................................................​​

 

Düşünceye Hizalandığında Kaynaktan Uzaklaşırsın

Size olur mu bilmem ama bana çok olur. Bir film izlerken, birinin konuşmasını dinlerken ya da bir müzik dinlerken bir söz birden kafamı kurcalayan bir şeylerin aslında anlamı buymuş etkisi yaratır. Bilmem ne zaman duyduğum ya da kafamın bir köşesinde bıraktığım bir düşünce aydınlanıverir. Düşünceye hizalandığında kaynaktan uzaklaşırsın sözü bir film sahnesinin repliğinde giriverdi zihnimin köşelerine ve birden başladı nöronlar sinapslar aracılığıyla bilmem nerelerle bağlantı kurmaya. Bu hayatta insanların iyi ki yapmışım, iyi ki öğrenmişim, iyi ki yaşamışım dediği süreçler vardır ya ve yine bir insana verilecek en iyi dileklerin bu anların, yaşayışların çok olmasıdır. Benim hayatımda da ilk sırayı sevgili hocam Hanna Nita Scherler’den Gestalt felsefesini öğrenmek olmalı. Hiç unutmuyorum ilk dersimize şöyle başlamıştı, ki kendisi bu metaforu sürekli kullanır: 

Bir piyano klavyesinde 88 tuş vardır. Herkes 88 tuşla doğar, ancak kimse hayatı 88 tuşu kullanarak yaşamaz. Bunun nedeni kişinin doğup büyüdüğü ailesi, eğitim aldığı okulu, arkadaş çevresi vb. O buna sosyalizasyon süreci der. Kişiye hangi tuşlarla yaşayacağını öğretir. “Bizler 30-35 tuşu kullanarak hayatımızı sürdürürüz ama gün gelir bu 30-35 tuş bize yetmez olur. Daha mutsuz oluruz diyerek.” Başlamıştı sözlerine bende oluşturduğu fırtınaları fark etmeyerek. Bu öyle bir fırtınaydı ki bende bir süredir devam eden derin anlam süreçlerini tetikledi birden. Eminim ki salonundaki 26 kişi içinde de bu fırtınalar, farklı boyutlarda yaşanıyordu ve süreç boyunca da yaşanmaya devam etti. 

İnsanın nasıl anlam üretmeye eğimli olduğunu okudukça bizlerin yaşamlarında kısa bir yol yani kelimenin tam anlamıyla sağlam yol geliştirmeye eğimli olduğumuzu anladım. Yaşadığımız şeylere zihnimizden bir anlam veriyoruz böylece rahatlıyoruz, bizleri anlamsızlık kadar rahatsız eden başka bir şey yok çünkü. Zihinlerimizin oluşturduğu bu anlam bir illüzyonsa yani bizatihi bizler tarafından yaratılan kısa yollarsa. Daha doğrusu yolların, kısa yolların hiç repertuvarının olmadığı bir şeyle karşılaştığında ne yapacaksın? Hangi yolu kullanacaksın? 

Ben bu satırları yazarken tüm Dünya COVID 19 sürecinde tam da bunu deneyimliyor. Bazı insanların bireysel olarak yaşadığı bu durumu tüm insanlık aynı anda yaşıyor. Evlerimiz içinde diğer insanlardan izole olmuş bir durumda karantina sürecimizi geçirmeye çalışıyor hiç olmadığımız kadar kendi kendimizle baş başa kaldığımız bir süreci deneyimliyoruz. Herkes kendi bakış açısından deneyimlerken bu durumu, bazılarımız ölesiye kaçıyor kendinden kaçmak için yollar buluyor, dizilerle, televizyonla, yemek yaparak adeta felç olmuş gibi bildiği yolda ilerlerken kısa yollar havada uçuşuyor. Virüsün neden çıktığı ile ilgili olabilecek senaryolar, komplo teorileri vb. 

Arkadaşlarımdan biri bana bir gün YouTube da bir video izletmişti ilk defa trene binecek küçük bir kızın trenle ilk karşılaşmasıydı bu. Nasıl mutluydu, nasıl şaşkındı, yanından geçen insanlar için sıradan olan bir durum onun için ne kadar sıra dışıydı, onu kameraya çeken babası ise kızından geçen enerjiyle daha da enerji dolu ve mutluluk saçıyordu. Bizde bu kız çocuğu gibiydik bir zamanlar karşılaştığı her yeni şeyle mutluluk saçan öğrenmeye çalışan, soran deneyimleyen ardından isim koyduk deneyimlerimize anlam verdik tarih sahnesinde var olduğumuz günden beri ama bir şeyi unuttuk bu anlamların sabit olmadığını unuttuk. Biz isimleri öğrendik başlangıçta anlamları değil. Anlamları yaratan biziz. Yaratıcımız o tıpkı küçük kız çocuğunda olduğu gibi heyecanımız ve enerjimizle çok sevdi bizi, bu yüzden öğretti her şeyi bize belki de. Korkma insanlık korkma hayat senin çizdiğin belirlediğin ve böyle olsun diye çabaladığın kadar değil, çok daha fazlası. Yine hocamızın bende yarattığına ithafen; Cesaret et ve yürü, sabret sadece aklını koşma her şeye ruhunu, bedenini, duygusallığını koş o zaman tekrar ana kaynağına bağlanırsın. En azından dene, niyet et denemeye ve vazgeçme denemekten.

Sultan Güngör, 2020

………….........................................................​​

 

Uzun süredir meditasyon ve çeşitli terapileri hayatımda uygulamaktayım. Ciddi yaralarım ve travmalarım olmadı (yakın birinin kaybı, ciddi hastalık v.b) ancak ailemden kazandığım filtreler bazen hayatı yanlış yorumlamama sebep oluyor ve tatminsizlik ve sürekli aynı yere geri dönmek yıpratıcı olabiliyor, bunun getirdiği hayata karşı kurban rolü hissi ayrıca işin cabası. Nita’nin uyguladığı Gestalt metodu başlıbaşına derya deniz ve derin bir disiplin, ama asıl kendisine karşı güven veren detay, Nita’nın 1988’den beri (ben 31 yaşındayım) uzun süredir bu tarz terapilerle ilgileniyor olması. Nita’da farkettiğim özellik sahip olduğu deneyim (deneyimini pek çok kez grup seansında ustalıkla nasıl yönettiğine şahit oldum). EFT, EMDR, bilişsel terapi ve ilaçlardan çok farklı bir deneyim ve metod Gestalt. Ayrıca gurubun yarattığı zeminde bütünlük ve tutunma hissi çok değişik farkındalıklara ve şifalanmaya sebep olabiliyor. Gestalt Programına katılım, kavramların zihnde oturtulmasını sağlıyor. Sonrasında gerekirse Nita ile bireysel çalışılabilir. Elbette direk bireysel çalışılabilir ama daha etkili ve hızlı şifalanma arayışındaysanız, grup ortamında Nita’yı gözlemlemenizi tavsiye ederim. Kendisinin danışanlarda yakaladığı ve tespit ettiği küçük detayları farkettikçe, grupta kendinizi alıcı kalple konumlandırma ihtimaliniz artabilir.

Gestalt’i ibadet gibi nezaket ve ustalıkla hayatıma kazandırdığınız ve tüm temasınız için teşekkür ederim. 2 yıl önceki halim ile şu an geldiğim nokta bakış açısı ve hissiyat olarak çok farklı. Gestalt’a Nita ile baş koyduğumda, evimde saksıya ektiğim avokado gibi hissediyorum. Kökleri toprakta derinleşen, dalları ise koyu yeşil rengi ile göklere yükselen...

 

Faruk Can Ustaoğlu, 2020

………….........................................................​​

Kendimi duymak için girdim bir yola,

Şekil, zemin derken düştüm, kaldım arada.

Korkmamayı öğrendim düşmekten ve boşluktan,

Meraktayım sadece ne gelecek ardından.

Öğrendim ki asıl cesaret bu imiş,

Durmak, kalmakmış bilinmezde,

Güvenmekmiş sadece olana, olmayana.

Güzelmiş duymak bedenimi,

Fısıldarmış oysa ki bana, beni.

Sözüm var, "sadakatim kendime",

Yokum bundan sonra sonuca hükmetmeye.

Yolum var hala, yürüyorum kutuplara,

Niyet ettim onları fark etmeye, kapsamaya.

"Ben" olacak artık her fikrimin öznesi,

Başladı filizlenmeye çabalarımın meyvesi.

 

Perin Kurtoğlu, Mayıs 2019

​………….........................................................​​

    "Dün bir arkadaşım sordu bana, Gestalt ne desem 1 cümle ile anlatsana dedi. Durdum düşündüm baya zorlandım. Gestalt'ı 1 cümle ile nasıl anlatabilirim ki: 2 yıllık buluşmaları, o aylık buluşmalardaki paylaşımları, çalışmaları, kendimle buluşup ayrışmalarımı, gerçek ihtiyaçlarımı kendime, bedenime, sorabilmeyi, bana bedenimin açık açık söylediklerini ve onlarla ne yapacağımı bilemediğim anları, hiç hayatımda karşılaşmam, konuşmam dediğim insanlara kucak açabilişimi, hiç yapmam nasıl olur dediğim şekillerle, önyargı, değer yargıları ile yüzleşmeyi, Nita'nın, artık o havuza girdik yüzeceğiz beraber, dediğinden beri her anın daha da farkında olabilme çabamı, cesurca yüzebilmeyi veya koşar adım kaçarken kendimi yakalamayı, uzaktan sadece gözlemleyebilmeyi, yaşadığımın zeminimi genişlettiğini düşünerek daha sakince kabulde olmamı, iki kutuplu şu hayatta bir kutba nasıl takılıp kaldığımı zorlasa da görebilmemi ama öbür kutba gitmemin yolunun da yine benden geçtiğini, öğrendiğim yeni şeylerde, çalışmalarda, buluştuğum insanlarda, var olduğum çemberlerde Gestalt'ı aramamı, bulmamı, görüp fark edebilmemi ve ona daha bir keyifle, heyecanla sarılmamı...
    Kısaca olmasa da 1 cümle oldu bir anda :) ama yetti mi sanmam, tam doygun bir temas oldu mu? Bir temas oldu ama doygun olması bence bir ömürlük öyle bir cümlelik değil. Zaten Gestalt da o havuzda yüzmeye devam etmek gibi her anlık, her günlük, her temaslık yani bir ömür hayatımda varoluşumun her boyutunda benimle olacak sanırım..
    O arkadaşımın sorusu üstüne saniyeler içinde bunlar aklımdan geçse de bütün bunlardan ayrışıp, sadece Nita'nın o en sevdiğim benzetmesi piyano örneği ile buluştum :) ayrı ama bir olup, nasıl BİR bütün oluşumuzu, zemin ve şekilleri, o hiç gitmediğim dokunmadığım tuşlarla nasıl temas ettiğimi anlattım. Kimbilir belki bu cevabım da yeni bir döngü için ilk adım olmuştur, tıpkı o sorunun beni aylardır niyet ettiğim ama bir türlü yapamadığım bu satırlarla temasıma vesile olduğu gibi 🙏
    Teşekkürler Gestalt, Nita, kendim ve bütün kıymetli tuşlarım... iyi ki varız..."

 

Nazlı Toğanas, 2018

………….........................................................

Gestalt ve Hanna hocayla ilgili yorumlarımı yazmak için kaç kere masa başına oturdum kalktım bilmiyorum, ne yazsam içime sinmedi. Belki de bitirmeye karşı direncim olduğundandır, devamının olacağını bilmeme rağmen. En sonunda içimden geçenleri anda kalarak ve geldiği şekliyle kabul ederek paylaşmaya karar verdim, şöyle ki;
Gestalt benim için psikolojinin ruhu oldu, Hanna hoca da rehberi. Hanna hocayla psikoloji bölümünün 3.yılında karşılaştım, o güne kadar pek çok değerli hocadan farklı ve önemli dersler aldık fakat yine de ciddi bir eksiklik hissediyordum. Bir metaforla anlatmam gerekirse psikolojiye dair her şey benim için o güne kadar çok güzel fakat yapay bir çiçek gibiydi, ancak Hanna hocanın ilk dersiyle birlikte o çiçek capcanlı ve çok daha ilgi çekici oluverdi. Artık bir kokusu vardı. 
Bu nedenle de bölümden sonra hiç vakit kaybetmeden Hanna hocanın programına başvurdum, iyi ki de öyle yaptım. Bu programda (hayatımız boyunca karşılaşma ihtimalimizin düşük olduğu) farklı kişilik ve yaşantılardan çok kıymetli insanlarla zaman içinde muhteşem bir harmoni yakaladık. Herkesin birbirini kendi zemin ve şeklinde olduğu gibi kabul ettiği, piyanosunun tuşlarını zorlayarak temas etmeye çabaladığı ve aslında böylece kendiyle de temas edebildiği. Hemen her programda kendimizle deneysel çalışmalar yaptığımız, bulunması zor fırsatlarla dolu bir ortam oldu. Ve bu fırsatlar pek çoğumuza beraberinde değişimi de getirdi. Böyle bir program hazırladığı için Hanna hocaya ve de bu süreçte bana kendimle temas için uygun ortamı sağlayan arkadaşlarıma ve tabi ki yine Hanna hocaya çok teşekkür ediyorum :) Devamını sabırsızlıkla bekliyorum :) 

Emine Rumeysa Kangal, 2018

………….........................................................

 


Geldik bir araya ihtiyaçla
Empati yok diye duyduk şaşkınlıkla!
Sosyal yazılımlara girdik
Temas ettik: buluştuk, ayrıştık
Anlamak diye başladık
Lakin anlamak ve anlaşılmak yokmuş
Ta ki kendimizi anlayana, bilene kadar……
 
Sevgilerle; her şey için teşekkürler.
 
Nilüfer Değirmenci, 2018

​………….........................................................​​

 

Gestaltça

Hayatta kendimize sorduğumuz zor sorular vardır; ‘Ben kimim?’, ‘Nasıl biriyim?’, ‘Bu hayatta ne beni niye mutlu eder?’, ‘Hayatımın anlamı nedir?’ gibi.

Gestalt süreciyle, kendime dair bu soruların yanıtlarını yalnız kendi içime bakarak değil temasta bulunduğum insanların içinde de bulabildiğimin bilincine vardım. Hayatta hiçbir karşılaşmanın tesadüf olmadığını, yolumuzun kesiştiği herkes ve her yaşantımız sayesinde gelişebildiğimizi, iç görü kazanabildiğimizi, farkındalığımızın arttığını öğrendim. Her deneyimimizin mutlaka yaşam döngüsünde bir yere sahip olduğunu; hatta bazen aynı yere takılıp kaldığımızın habercisi olduğunu; her defasında buluşma amacıyla yola çıkarak yanıldığımı, aslında ayrışma ihtiyacımın da olduğunu; yadsıdığım kutuplarımı kapsamanın aslında kendimi ve diğerlerini kabulümü kolaylaştırdığını; diğer insanlarda görmezden geldiğim, zaman zaman öfke duyduğum kutbumun aslında kendimi tanımaya dair önemli ipuçlarından biri olduğunu, belki de kullanmadığım piyano tuşlarımdan biri olduğunu ve zeminimi zenginleştirme potansiyelini farkına vardım. Bir yandan da sosyal yazılım ve doğal yazılım ayrımına vararak hayatımda önemli yer tutan kavramları yeniden gözden geçirme fırsatım oldu. Örneğin; artık ‘mükemmeliyetçilik’ ısrarımın yerine ‘sahiciliği’ ve ‘hatalarımı kabul etme ve sahiplenmeyi’ önemsemeye ve yaşamaya karar verdim. 

Bu iki yıl süresince; fiziksel, duygusal, zihinsel ve tinsel boyutlarda var olmaya karşı gösterdiğim direnci fark ederek aslında hayatta olmanın tadına yeterince varmadan yaşadığımı; yüzleşemediklerimi; ertelediklerimi; artık sonunda acı çekmek de olsa risk almaya ihtiyaç duyduğumu; değişime çok ihtiyacım olduğunu sürekli söyleyip dursam da kimi zaman değişimden ne kadar korktuğumu; güvenli alanımı terk etmeyi göze almadan değişimin mümkün olmadığını; karar almadan, tercih yapmadan serzenişler ötesine geçemeyeceğimi; içimdeki çocuğun korkularını; ve fakat artık tüm bu korkularla bir çocuk gibi değil de yetişkin halimle yüzleşme cesaretini kendimde bulabileceğimi keşfettim..

Hocamın liderliğinde bu otantik sürecin bir parçası olduğum ve tüm grup üyelerini tanıdığım için kendimi gerçekten çok şanslı hissediyorum. Grupta çok fazla temas kurmadığımı düşündüğüm arkadaşlarımın bile zamanla bana olan katkılarını fark etmek sanırım bu sürecin mucizevi taraflarından biriydi. En mucize olan tarafı ise şüphesiz ki; hepimizin keşif yolculuğuna bilgece eşlik ettiği sırada, Hocamın candan ilgisini ve içtenliğini hissetmek oldu. 

Bana göre grubumuzu farklı kılan en önemli özelliklerinden biri; ne olursa olsun her türlü duygumun ve düşüncemin saygıyla ve anlayışla karşılanacağını bilmem yani gruba karşı hissettiğim güven oldu. Bu konuda başta Hocam olmak üzere tüm grup üyelerinin katkıları yadsınamaz. Grubumuza karşı hissettiğim güven sayesinde hem kendimle hem de yakınlarımla olan ilişkilerimin temelleri de kuvvetlendi. 

Yalnızca bu saydıklarım değil tabii, son iki yılıma dönüp baktığımda; hayatımda istediğim yöndeki değişimlere belki yavaş ama eskisine göre daha kararlı adımlarla yol aldığımı söyleyebilirim ki bu durumda başta Hocam olmak üzere tüm grup üyelerinin çok kıymetli katkıları olduğuna gönülden inanıyorum.
 
Yolumuz daha uzun. Kim bilir hayatta daha zeminimizi genişletecek kimlerle karşılaşacağız, hangi yaşantıları deneyimleyeceğiz. Acısıyla tatlısıyla bu iki yılda paylaştığımız tüm anılar gibi gelecekte yaşayacaklarımızın da sahici ve eşsiz olmasını diliyorum. Bu yolculuğuma eşlik ve şahitlik eden değerli Hocam ve tüm grubum iyi ki varsınız!!!

Ece Gökmenoğlu, 2018

………….........................................................

 


Gestalt bir süreç. Ve bu süreç içerisinde yaşanılan değişim ve dönüşüm, sinsice hayatınıza nüfuz ediyor. Bu doyurucu deneyim; size, yaşanılan “an” ların birden çok açı barındırdığını ve hepsinin bütünde, bir eksiği tamamladığını görme imkanını sunuyor. Ben bu deneyimi puzzle yapmaya benzetiyorum. Parçalar bir kutunun içerisinde kopuk ve dağınıkken, hiçbir anlam barındırmazlar. Fakat parçalar birleşmeye başladıkça, ortaya başka bir şey çıkmaya başlar. Ve o süreç -yani parçaların birleştirilmeye başlanması- adeta ilk domino taşına vurmak gibidir. En sonunda ortaya çıkan tablo ise; yeni ve bütündür. Başta, kutuda dağınık halde duran parçalardan, çok başka bir şey çıkmıştır ortaya. Ve o bütün, hepsinden fazladır. Gestalt bir bütün olma halidir. Kutuplarınızın farkına varıp yeni temaslar oluşturduğunuz ve zemininizi genişlettiğiniz bir yolculuk. Ben bu yolculuğun zaman zaman yorucu, zorlayıcı fakat bir o kadar da keyif veren, tatmin sağlayan ve doyurucu bir süreç olduğunu düşünüyorum. Buna en büyük katkıyı sağlayan başta hocama ve hepsinden çok şey öğrendiğim topluluğumuza çok teşekkür ederim.

 

Batuhan Bilen, 2018

​………….........................................................​​

 


Sevgili Dostlar,
Bu bir kadının hikayesi, gizli bir derdi olan. Ama o denli gizliymiş ki bu dert kadın bile ne olduğunu unutmuş. Hatta o kadar unutmuş, o kadar unutmuş ki ne derdinin farkındaymış ne de diğer hislerinin… 
Bir gün bir adam konuşmaya başlamış. Kadın o sırada oradan geçerken kulak misafiri olmuş. Adam etrafında toplanan insanlara bir hikaye anlatıyormuş. Adam konuştukça kadının içinde bir şeyler kıpırdanmaya başlamış. Kadın “herhalde duygu denen şey bu olmalı, benim hayatımda ne kadar az varmış bundan” diye düşünmüş. O günden sonra ne zaman adamı birilerine hikaye anlatırken duysa, uzaktan dinlemeye ve bir yandan da şaşkınlıkla içinde kendinde olan biteni izlemeye başlamış.
En sonunda bilge bir dostuna sormuş: “Hikaye anlatan bir adam var. O ne zaman konuşsa benim içimde sanki bir şeylere dokunuyor ve hiç tanımadığım hisler yaşıyorum.”
Dostu demiş ki “O hisler geldiğinde konuştur onları. Bakalım ne diyecekler sana…”
Kadın başlamış hikaye anlatan adamı uzaktan gördüğünde hisleri çağırıp konuşturmaya. Önce o hisler kadını dokuz buçuk yaşında yaralı bir kız çocuğuna götürmüş ve onunla ilk karşılaştığında kadın alt üst olmuş. Onun orada kendi içinde olduğunun hiç farkında değilmiş. Meğer o da dinlermiş hikayeleri ve o hisler aracılığı ile kadına kendini göstermeye çalışırmış. Sonra çocuk kadını bir kuyunun başına götürmüş. Bu kapkaranlık, dipsiz bir kuyuymuş. Etrafı gri taşlarla örülmüş, ıssızlığın ortasında, kimsenin gelip geçmediği bir yerde dururmuş. Çocuk kadına anlatmaya başlamış: “Biliyorsun bu kuyunun açıldığı günü, nasıl kazıldığını, nasıl içine oyulduğunu… O gün bugün, sen hiç bu kuyuya gelmedin. Beni burada yalnız başıma bıraktın, hiç sesimi duymadın” demiş. Ama kadın kuyuyu uzaktan bile gördüğünde o kadar huzursuz olmuş ki çocuğun yanında daha fazla duramamış ve bilge dostunun yanına koşmuş, ona olanları anlatmış.
Bilge dostu demiş ki “o çocuğa sahip çıkman lazım ama önce kuyunun açıldığı güne gideceksin ve o kuyudan çektiğin bir kova su ile annenin mezarındaki kurumuş gül ağacını sulayacaksın. Ancak o zaman çocuğun yanında durabilirsin.”
Kadın bilge dostuna “sen de gel, beraber gidelim mezara” demiş. Önce birlikte kuyudan bir kova su çekmişler ve sonra bilge dostu ile annesinin mezarındaki gül ağacını sulamaya başlamışlar. Birden sihirli bir şey olmuş ve gül ağacından pembe güller fışkırmaya başlamış. Meğer kuyunun suyu kadının bilmeden içine akan gözyaşlarıymış ve pembe güller sevgi gülleriymiş. Bir anda hiçbir şey hissetmeyen kadın içinde sevginin sıcaklığını hissetmeye başlamış. O zaman kuyunun başında bekleyen küçük kızın yalnızlığı kadını korkutmamış. Ona sevgi ile sarılabilmiş ve küçük kızın kendisine hayatta hiç hissetmediği kadar büyük bir sevgi verdiğini farketmiş. Küçük kız kadına “yıllardır bu içimdeki sevgiyi akıtabileceğim birini bekliyordum, özlüyordum, artık buldum, seni seviyorum” demiş. Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine. 

Pelin Buruk, 2018

​………….........................................................​​​

 

Gestalt

Geçmişi arkamda bırakıp ben önüme baktım,
An’dayım, An’layım, buradasın değil mi!

Ruhumda yarattığım farkındalığa, etten-kemikten olduğumu da hatırlattım,
işin içine artık bedenimi de kattım, şimdideyim ve buradayım

Olay mahallinde tanışmışız meğer, şefkatle öptüm onu 
birlikte diğerlerinin mahallilerine de keşfe çıktık dosdoğru.  

Mahalli sahiplerinin derdi ben değilmişim oysaki 
görmeye başladım artık onların da çocuk hallerini

Ayakta uyumak neymiş kanadığımda anladım, 
yargılarımı uyanarak bıraktım

Bugünü keyifli kılan hikayelerime bakıyorum
kalmamış bitmemiş meselem, olanları da iğne oyasıyla işliyorum taaa derinden

Cancağızım bırak sen şu kişiyi anlat bana hikayeni, 
yavaşla ki dinleyebilesin artık küçük Nesli’yi.

Nesli dedi ki; İhtiyacın ne? Temas et ki sızlanmayasın, 
sınırı aşma sonra ikameyi tatmin etmeyesin.

Neydi duygun, kavuştunuz mu sonunda?
Ne olursa olsun keser döner çarkına
Hikayen bitmiş sanma

Suçlama kimseyi her olay gelişim için bir fırsattır, 
alanı görmüyorsan bunun sebebi zekandadır. 

Yaş dediğin rakamlardan ibaret, 
huzur istiyorsan kendine dön nihayet

Bırak artık kurbanı oynamayı
Sen bilinçlisin incitme yazıktır ananı

Hayatla barışmak kendinden başlayarakmış oysaki,
Hoyratça incittiğin kalplerden özrünü diledin mi

Rüyalarında neden bu tuvalet taşıyor deme,
B..ta bile vardır keramet görmeyi bilene

Gestalt’ta sanatımı konuşturmam lazım diyorsan hala, ağzına biber sürerim
Lazıma istiyorum dersen seni kabul ederim

Doğadır gerçeğin ta kendisi
Bakmayı bilene eli açıktır iste yeter ki

Ananı da al git düş kadının yakasından
Seçim senindir tekrar edeyim anlatamadıysam

Farkındalık sancılıdır ama huzur ufukta ona bağlıdır
Buna bozulduysan bu seninle ilgilidir aha bu da başka bir fırsattır

Kaygan zemindeysen yeter ki şeklin bozulmasın
Zemini bilmeden yargılama sonra yalnız kalırsın
Korkma çocukla yüzleşmekten, yeter artık kazık kadarsın

Ne sinsi bir şeymiş bu Geştalt konuştukça kendini ele veriyor
Çaktırmadan içime zerk ediyor. 

Fenomenoloji dedin beynimin devreleri yandı
Bunu anlaması tam iki senemi aldı.

Ve ben değişiyorum inceden inceden..

Nesli Atalay, 2018

………….........................................................

 

Büyüdüm...
 
Büyüdüm...
Dokunduğum şeylerin bazen parladığını bazen de solduğunu öğrendim.
Büyüdüm...
İnsanların yüzüne değil de derinine baktığımda; acısının, mutluluğunun, her ne yaşadıysa tortusunun etkilerini hissetmeyi öğrendim.
Büyüdüm...
Hangi eli tutacağımı, yanlış da olsa tuttuğum elin faydasına neler yapabildiğimi öğrendim.
Büyüdüm...
Varlığımın başka bir varlığa nasıl adanabildiğini öğrendim.
Büyüdüm...
Hayatta hiçbir şeyin tek yönlü ve kendi başına anlamlı olmadığını, verdiğimiz anlamların kendimizden doğduğunu öğrendim.
 
Büyüdüm...
Öğrenmenin ve sevmenin sonu olmadığını öğrendim.
En çok da büyümenin, varlığını biçimlendirmenin ve kapsamanın da HİÇ olana kadar devam edeceğini öğrendim.
 
Şahit oldum
 
Günlerden bir gün içimde bir çocuk buldum
Korkmuş, bir köşeye çekilmişti
Gel kollarıma dedim
Sen de kimsin
Ben kendi kollarımla sarındım bak dedi
 
Günlerden bir gün içimde bir çocuk buldum
Çırpınıyordu 
Ne oluyor dedim, beni duymadı
 
Günlerden bir gün içimdeki o çocuğa üzülen bir kız çocuğu gördüm
Çırpınışları da köşeye çekilmeleri de birbirlerine eşlik ediyordu
Ne duruyorsunuz, sarılsanıza dedim
 
Hülya Haymana, 2018

………….........................................................

 

Gestalt metodu hakkında daha önce kısıtlı bilgi sahibi olmama rağmen
çok sevdiğim bir arkadaşım vesilesiyle bu program hakkında bilgim oldu.

Gestalt sisteminde, beni en çok şaşırtan şey çevremde beni rahatsız eden
unsurların aslında bende olmasıydı.

Belki de kendimde kabul edemediğim, ya da bastırdığım bu davranışların bende de olduğunu fark etmek beni duvara çarpmışa çevirdi.

Ailemde, arkadaşlarımda bu unsurlarla karşılaşıp sıkıntı yaşadığım, ya da tepki verdiğim zaman, önce kendime bakmaya çalışıyorum.
Kendimde göremediğim, görmemeyi seçtiğim yanlarım nelerdir?
Bu yanlarımı görmeye, bulmaya, anlamaya ve kabul etmeye çalışıyorum.
Vücudumun neresinde sıkıntı olduğunu bulmak, fiziksel olarak da betimlemek, yorumlamak ve sıkıntımın kaynağını da bulmak kendimi daha iyi çözmeme yardımcı oluyor ve daha çok da olacağına inanıyorum. 

Tüm grup arkadaşlarımın konuşmalarında da kendi problem yaşadığım konuları çok sık gördüm. Hepimizin ortak sıkıntılarının olmasının da bunların cinsiyet, din, dil, ırk farkı gözetmeden insanlığa ait olduğunu ve bunlarsız da bir hayat olmasının mümkün olmadığını bana tekrar hatırlattı.

Gestalt, mükemmeliyetçiliğimden dolayı bilsem de yapamadığımda kendimi suçladığım eksikliklerimin olmasını, yapmak isteyip de yapamadıklarımın olmasının da normal olmasını kabul etmeme de yardımcı oluyor.

Çalışmalarda, yapmakta çok zorlandığım, hayatı fazla zorlamadan akışına bırakmam gerektiğini de daha çok fark ettim. Zorlansam da elimden geleni yapmaya çalışacağım.

Burada olma şansına eriştiğim, tüm grup arkadaşlarımla ve Nita ile tanışma, iletişim kurma şansına eriştiğim için çok mutluyum.

Nil Karaibrahimgil’in yazdığı gibi:

İnsanın kendine yolculuğu bir ömür. 
Kendisiyle tanışması bitmiyor.
İçimizdeki kablolar çek çek gelmiyor.
Kimi çocukluğa, kimi ana babaya, kimi yaralara…
Piri Reis gibi, haritamızı çıkarıp girinti çıkıntılarımızı bilsek daha güzel limanlara gitmez miydik?

 

Sezin Sisa, 2018

​………….........................................................​​

 

2 yıl önce Nita’ya ilk başvurduğumda, artık hayatımda yeni bir sayfa açmaya karar vermiştim. İş yaşamı beni çok rahatsız etmeye başlamıştı. Bedenimden gelen sinyalleri algılamakta bugün olduğum kadar iyi değildim ama yine de içimden bir ses bana “artık bir şey yapman lazım bu durumu sevmiyorum” diyordu. 
Katılacağım bu programın bana ne fayda sağlayacağını dahi çok iyi bilmiyordum ama yine o içimdeki ses bana “dene” diyordu. 
Nita’yla yaptığımız görüşmeyi çok iyi hatırlıyorum, demiştim ki, hayatımın başka bir aşamasına geliyorum, bundan önce birçok zorluğu yaşadım, atlattım, şimdi fırtınadan çıkıp durulmuş bir deniz gibiyim. Ama bundan sonra nereye doğru dalgalanacağımı bilmiyorum, bu 2 yıllık yolculukta geleceğime dair bir yol bulacağımı umuyorum. Geçmişimi hallettim, geleceğime yönelmek istiyorum... 
Çok büyük konuşmuşum... O gün bunları söylerken geleceğime ilerleyebilmek için geçmişimle bu kadar çok uğraşmam gerekeceğini, orada döngüsünü tamamlamamış bu kadar çok hayat olayı biriktirdiğimi ve aslında üzerimde ne kadar çok yük taşımakta olduğumu bilmiyordum. 
Bu iki yılda her şeyden önce kendimle ilgili çok şey öğrendim. Hem kendime hem yakın çevreme verdiğim yanlış mesajları, kurduğum yanlış ilişkileri, doğru sandığım yanlışları yanlış sandığım doğruları hep bu yolculukta fark ettim. 
Burada 3-4 Cumartesi geçirdikten sonra hayat bir daha aynı olmayacak şekilde değişmeye başladı ve ben geçmişimdeki istisnasız herkesle hayali olarak yeniden bir yaşam döngüsü kurdum kendi kendime. Bu döngülerin bir kısmı çok derin bir karşılıklı sevgi alışverişi ile sonlandı, bir kısmı da onarılması çok güç hasarlar vererek. Tüm bunların sonucunda kendimi tüm yanlarımla kabul etmeyi ve sevmeyi öğrendim. Dışarıya verdiğim tepkilerin asıl nedenlerini anlayabildim, davranışlarımın altında yatan dürtülerimi anladım, hayatımın bundan sonrasında bedenimin sinyallerini daha doğru algılayabilme ve buna göre hareket edebilme becerisini kazandım, anda kalmayı, bedenime kulak vermeyi ve kendimi önceliklendirmeyi ve ödüllendirmeyi öğrendim.  Hala öğrenecek çok şey var ama doğru yolda olunca yolun uzunluğu o kadar dokunmuyor insana. Bu yolculukta yanımda olan, tam düşecekken elimden tutan, her zaman bana desteğini hissettiğim ve bundan sonra da rehberim olacak olan Nita’ya candan teşekkür ederim. 

Ayşe Eratlı, 2018

………….........................................................​​

Boşluk boşaldı
Yük hafifledi
Yorgunum biraz
Ve susadım.
Derin bir nefes alıyorum.
Herşey şimdi ve burada
yeniden şekilleniyor.
Şimdi anlıyorum Orhan Veli’nin “Herşey birdenbire oldu” şiirini ve onu seneler önce defterime neden yazdığımı
Doğum birdenbire
Ölüm birdenbire
Çiçeğin açması
Yüzmeyi öğrenmek
Hepsi birdenbire...
Hepsinde sancı var ve sonrası sonsuz mutluluk.
Şimdi ayrışma zamanı
Bir parçam gibiydi ama benim değildi
Dünyaya gelen her insana verilen hediye
Bitmemiş mesele..
Hediyeni açarsın 
Boşluğunu doldurursun
Sonra tekrar varlığa geri vermen gerekir
Ayrılabilirsen
Verebilirsen
Esas hediyenle buluşursun
Özündeki tohum harekete geçer
Şimdi boşluğu çiçeğini büyüterek doldurmaya başla
Başlangıçta çok kırılgan 
Gittikçe güçlenecek
Özen ve sevgiyle
Senin de varlığa hediyen bu çiçek olacak
....

Hayat öğretmenlerimden biri olduğunuz için çok teşekkür ederim.

Nevra Sözer, 2017

​………….........................................................​​

Gestalt ve özellikle "boş sandalye" benim icin kendim ile tanışma yöntemi oldu. 

Çok kısa zamanda hayatim ile ilgili farkındalık kazanmamı sağladı. 

Bir düşünün karşınızda Hanna, kendine güveni muntazam bir kadın var ve bir sandalyede oturmuş, "bu gün kim benimle çalışmak ister" diyor. Çalışmak isteyeni davet ediyor ve buyrun anlatın diyor. Kişi daha konuyu anlatmadan bedeninde yaşadıklarıyla ilgili sorular soruyor ve kişi daha önce hiç fark etmediklerini fark etmeye başlıyor.

Bu teknikte, sandalyeye önce sorununuz olan kişiyi sonra da kendinizi oturtuyorsunuz ve onun yerine geçerek olaylara onun gözünden bakıyorsunuz. Yani öyle kolay değil, sandalye sıcak. Ve cevaplar karşınızda, herşeyi o anda farkediyorsunuz. Yani aynada kendinizi izliyorsunuz.

 

Süreç içinde nereden nereye gelindiğinin görüldüğü ve hayranlıkla izlediğim sisteme teşekkür ediyorum.

Fatma Nur Bilgin, 2017​

​………….........................................................​​

Git dediler geldim Gestalt’a 

En iyisidir dediler bu işte Nita 

Söz hep döndü geldi bana 

Temas etmeliymişim ben kendi kutbumla 

Amaç özümseme idi biz varamadık daha farkındalığa 

Laf söylesem de hep bedensel boyuta 

Tonla şey öğrendim ben bu grupta 

 

Arif Hakan Çetin, 2017

………….........................................................

 

Nita, Geştalt yöntemlerini uygularken aklın sınırlarını ortadan kaldırıyor. “İstersen şu lambayı tarif et, oradan gidelim” diyor bitmemiş meselene. Kek tarifinden bile karşısındakini çözebilecek olması geçtiğimiz yüzyıllarda kendisinin “cadılıkla” suçlanmasına neden olabilirdi (hele o sesi geri getirme ayini), o yüzden iyi ki bu yüzyılda doğmuş ve yaşamlarımız da birbiri ile kesişmiş. Hepinizle kesiştiği gibi. Esasa dön. Geştaltin en zorlayıcı ama en sevdiğim kısmı; esasa dön. Yani yolun daha başı.  Ezcümle sözümü unutmadan yerine getireyim. Aşağıdadır yazım. 

Bazı kelimelerin dikeni vardır. Geçmişle beslenmiş zehirle dolu uçları. Kendini gerçekleştirememiş’liğin soğuk gölgesinde ayakları altına serilmiş cennetin ağırlığıdır o geçmiş. Kökü kökündür. Ondan bu acıya tevekkülün. Her müstehzi tonda kan damlar var oluşundan. O kelime, o ağızdan çıktığı anda zehrini saplar. Ak süt tiksintiyle bakar, kendi yarasıyla deşer. "Saflaştırılmış” ve “idealize” edilmiş o ağızdan çıkan her söz toplumun akdine zorlar karşısındakini. Ah o saf ağız öyle kutsaldır ki... Sorgusuz sualsiz kabullenmekten başka çaren var mı o dikenli kelimeleri. Süpürge edilen her saç teli, kesilememiş o göbek bağı boğazına düğümlenir. Heba edilmiş gençliğinin katilisindir. Vicdan azabı, suçluluk duygusu ile yoğrulmuş marazi bir ilişkidir aranızdaki. Severken nefret edersin. “Hainlik”le suçlanıp idama sürüklenmemek adına bastırdığın öfke nefrete dönüşür. İntikam için can yakmaya kalkar da, her seferinde kendi etinden bir parça koparırsın. Kendini sağaltmak adına yurt arar, kucak ararsın da “ayrışamadığın” ve içine kadar işleyip “benliğine” karışmış celladın çıkar karşına. O cellat kendini yok etmemek için seni yok eder. Ve bir gün dehşet içinde farkedersin ki, sen de ona dönüşmüşsün. Ne kadar kabul etmesen de sevilmediğin anlarda sarsılır varoluşun, her başarısızlık anında sevgisizliktir kaynağı. O seni sevmediğindendir, seni nasıl sevemez ki! Ve sonra keder içinde tüm bu yolculukta yalnız olduğunu, geçmişteki o gölgeleri çoğaltıp çoğaltıp önüne düşürenin sen olduğunu anlarsın. Suçlamanın yersizliğini, kendinden başka hiçbir şeyi değiştirmeye “hakkının” olmadığını. Sosyal yazılımla kirlenmiş zihninin bulanıklığı ve karmaşasını biraz olsun terk eyleyip bedenini dinlersin en çok. Ondan daha dürüstü var mı ki sana seni anlatacak? Ayrışamaktır ihtiyacın. Yaralarını, ağrılarını, sızılarını dost eylersin. Tüm o şekil sadece sana ihtiyacını kusar. Hepsini şekile şemale büründürür de koklar, dokunur, tadar, dinler ve özlemle temas kurarsın. Dillendirerek konuşursun onlarla. Bastırmadan, yok saymadan söz hakkı verirsin hepsine. Beden coşar. Coşan esasındır. Yıllarca zihninde dönen binlerce düşünceyi susturur, bedene dönersin. Duygularına kulak kabartırtırsın. Her konuşmanda o karanlık bataklıktan başını uzatır kutbun. Her konuşmanda gömüp de üstünü tonlarca toprakla örttüğün meselen küstahca boy gösterir. Her konuşmanda bedenin o suç mahalinin üstüne ışık tutar. Bedeninde yaşadığın tezahürüdür meselenin. O kuytuda ürkek bir çocuk bekler. Yaşam döngüsünün bir yerlerinde takılı kalmış eli ayağı yılların küfüne bulanmış, toz toprak olmuş bakışları. Ürkek kocaman gözlerle “sevgiyi çalıp kaçmak isteyen” bir çocuk. Sevgiyi bulamadığın her anda iplerini çekiştiren, sevgisiz kalacağını anladığın anda şalteri indiren ürkek bir çocuk. Suç mahalini, o çocuğu bilmen, zihinsel olarak bilmen sadece ve sadece omuzlarındaki yükü ağırlaştırmış bunca zaman. O çocuğa verilmemiş sevgiyi diğerlerine vermek için parçalamışsın kendini kendini. Ve işte o an “sen” değil artık “ben” olur. Yıllarca yüzümde birikmiş, kalbimde özlemle katmerlenmiş, sözlerimle kendimden uzaklaştırmaya çalıştığım ama çehremdeki her çizgimde konaklamış “meselem”. Hayatım o dokunmalar kadar noksan kalmış. Karşıma bir iskemle alır ve tozlanmış o çocuğu oturturum. Garip bir ketlenme yaşarım. Bir yandan da bu tıkanma halinin enterasan bir hazzı var, sarsılmanın paha biçilmez mahçup bir hüneri gibi. Sabah serinliğinin bir dokunuşu vardır ya dirileştiren, incecik bir serinlik. Toptaş’ın romanlarından fışkıran tül hayali misali. Hayal aleminden devşirdiğim tüm o duyguların sessiz çığlıkları ile inleyen bulanık varoluşum, bir ceylanın bakışlarına akan masumiyetimin çıplak heybetliği. Yüzümde uçuşan ormanın kokusu, çınlayan nefes. Derime işleyen nem. Bakışlarıma düşen çiğ. Bakışlarıma tırmanan o masum çocuğun düşü. Ve gözlerime yağan yağmur. Düşün tam ortasına elimi uzatıp, renkli bocukları işlerim. Sarıp sarmalarım o ürkek bakışları. Hiçbir şeyi değiştiremem, hiçbir şeyi kontrol edemem, yapabileceğim tek şey o çocuğu karşıma alıp sarılıp, sarmalayıp tekrar içime gömmek, ona şifa vermek, kendime şifa olmak. Ve sevmek. Onun beklediği, istediği sevgiyi vermek. Zamandan bağını koparmış bu ihtiyacı gidermek. İşte o zaman aynadaki yansımam görünür olur. 

 

Emel Arseven, 2017

​………….........................................................​​

KUŞ OLMAK

Nasıl olurdu acaba diye düşündüm; güneşli, nefis, içimde kıpırtılar uyandıran bu bahar sabahında camın kenarında oturmuş dışarıya bakarken…

4 güvercin vardı gökyüzünde birlikte uçuyorlardı. Ama nasıl keyifli, dengeli, uyumlular. Sanki dört arkadaş bu güzel sabah için sözleşip buluşmuş, hem birlikte fiziksel aktivite yapıyorlar hem de sohbet ediyorlar, hatta kahkahalar da atıyorlardı… Attıkları taklaları neşeli kahkahalara benzettim sanırım.

Düşündüm onları görünce, bu sabah bir güvercin olarak uyansaydım ben de ilk iş kendimi masmavi gökyüzüne bırakırdım, tıpkı hayata ve akışına kendimi bırakmak gibi… Sabahın serinliği, güneşin parlak ışıkları yüzüme vururken süzülürdüm mavi semada. Çırpardım küçük kanatlarımı biraz hız kazanıp denize hemencecik ulaşmak için. Biraz da deniz kokusu alarak uçmak harika olurdu.

Sonra yavaşlardım, süzülürdüm hava ile birlikte… Havayı her yerimde hisseder, yavaşlamanın bedenime zihnime getirdiği dinginliği, uyumu, bütünlüğü hissederken denizin ve baharın kokusunu tüm hücrelerime doldururdum.

Aaaaa o da ne karşıdan bana doğru uçanlar çok sevdiğim üç arkadaşım değil mi? İşte şimdi bu güzel gün muhteşem, ayrılmaz dörtlü bir araya gelip tamamlanınca iyice taçlandı… Bu güzel günü, havayı, deniz kokusunu paylaşmak, birlikte taklalar atmak, süzülmek, yavaşlamak, sonra tekrar hızlanmak, yavaşlamak, aynı hareketleri birlikte olmanın mutluluğu ile bıkmadan, defalarca birlikte denemek, hepsi dengede ve uyum içinde…

Ayyy çok güzel bir gün bugün; hava güzel, güneş güzel, paylaşmak güzel, yavaşlamak güzel, uyum içinde olmak güzel, var olduğunu tüm varoluşunla hissetmek güzel, bütün olmak güzel, an’ı sevmek güzel, KUŞ olmak güzel, BEN güzel…

 

Ahu GÜMÜŞ, 2021 Haziran

​………….........................................................​​

Merhabalar hocam ben Hasan Kalyoncu Üniversitesi Psikoloji Bölümü 3. Sınıf öğrenciniz Berkay BAYSAL. Sizden ders almak, sizin deneyimlerinize tanıklık etmek, sizin ile tanışmış, temas etmiş olmak benim için çok motive edici hem de farkındalığımın arttığı ayrıca tüm bunların akabininde mutlu hissettiğim

bir deneyimdi. Umarım gelecek dönemlerde yüz yüze ders işleme şansımız olur. Sizi tanımak çok güçlü ve güzel bir deneyimdi. Bize bu güne kadar verdiğiniz emeklerden dolayı çok teşekkür ederim. 


Sevgilerle...    

                      
Berkay BAYSAL, 2021 Haziran

​………….........................................................​​


Gestalt’ın 2 yıllık programına katıldığım için bir an bile pişmanlık duymadım. Aksine bana kattıklarının minnetini yaşıyorum. Bu hayat yolculuğundaki yaşadığım her olay, tamamen benim algı çerçevemden ve bakış açımdan bana duygular yaşatıyor, bu duygular ne doğru ne yanlış. Hayatın doğrusu yanlışı yok. Bu dünyada duyguları deneyimliyorum. Duyguları yönetmeyi değil yaşamayı öneriyor Gestalt. Ve bunu yaşarken zihnini de kullandırtıyor. İçinde bulunduğumuz bedendeki duyguların izdüşümünü, zihin aracılığıyla tanımlayarak An’da kalmak işin sırrı. Ben bu 2 yılda en çok zıt kutupları barındırdığıma şaşırdım. İşte bu zıt kutuplarıma temas ede ede kendime yol alıyorum. Sinir olduğum kutuplarım konfor alanımın dışına çıkarıyor beni, bu da beni rahatsız ediyor ama biliyorum ki dönüşüm ve öğrenme konforda olmuyor. Bu eğitim sürecini bir grup deneyimi içinde yaşamasam bence bu kadar etkili ve öğretici olmaz idi, çünkü ben tek başıma bir öğrenecektim, ama grubumda 27 kat fazla deneyimledim. Ve 26 değerli insan hayatıma girdi.
 
Gestalt bakış açısını öğreten ve anlatan bir çok üstat olabilir. Ama ben Nita ile yollarımın kesişmiş olmasından dolayı en derinlerimde şükran duyuyorum. Nita, Gestalt’ı anlatmadı, Nita Gestalt’ın içinde yaşıyor zaten. Ve bu yolculuğunu ustalıkla tuttuğu alanda bizlerle paylaştı. Ben bir kez daha olsa bir kez daha Nita’yı seçerdim.
 
Teşekkür ederim Gestalt ve teşekkür ederim Nita.

 

Berna Çetintaş, 2021 Haziran

​………….........................................................​​

Sabah Niyeti ve Gestalt Manifestosu  

Kendimin ve bütünün en yüce hayır ve şifası için reiki enerjisini kendime çağırıyorum.
Bugün sahip olduğum ve bana verilen her şey için şükrediyorum.
-    Bugün hiçbir şey için endişe etmiyorum
-    Bugün hiçbir şeye kızmıyorum
-    Bugün dürüstüm
-    Bugün bana ihtiyacı olan tüm canlılara ve varlıklara yardım ediyorum 
Bugün bir geştalt uygulayıcısıyım. Hayatıma Gestalt pratiği katmaya niyet ediyorum.
Bugün zeminimde neler olduğunu görebilmeye ve anlayabilmeye niyet ediyorum. Zeminimin üzerinde oluşan şekilleri de farkediyorum. 
Bugün neye ihtiyacım olduğunu kendime soruyorum.
Bugün geçmişten, ailemden, sosyal yazılımlardan taşıdığım değer yargılarımı, ön yargılarımı fark ediyorum. 
Bugün geçmişten, ailemden, sosyal yazılımlardan taşıdığım ve şu anda bana hiçbir katkısı olmayan, faydası olmayan değerlerimi ve değer yargılarımı fark ediyorum ve onları bir daha kullanmamak üzere bırakıyorum. 
Bugün 5 duyumu kullanarak anda kalmaya ve iç sesimi duymaya niyet ediyorum. Anda kaldığım zamanları arttırıyorum.
Bugün fiziksel boyutumda, duygusal boyutumda, zihinsel boyutumda ve tinsel boyutumda neler olduğunu fark edebiliyorum, anlayabiliyorum.
Bugün bedenimi ve duygularımı hiçbir yorum yapmadan, çözmeye çalışmadan, sadece o anda ne oluyorsa onu tanımlamaya niyet ediyorum. Zihnimi sadece duygularımı ve bedenimi tanımlamak için kullanmaya niyet ediyorum. Bugün tematik deneyler yapmak için kendimi cesaretlendiriyorum ve deniyorum.
Bugün tamamlanmamış meselelerimle karşılaşırsam onları fark etmeye ve onlarla temas kurmaya niyet ediyorum.
Şu anda içinde bulunduğum yaşam döngülerimin neresinde oluğumu anlıyorum ve temas ettiklerimin, içine ölmeye niyet diyorum. Döngüyü kapatıyorum.
Bugün sınırlarımın farkındayım, kimsenin ve hiçbir şeyin sınırlarımı delmesine izin vermiyorum, ancak gerektiği yerlerde işlevsel olarak sınırlarımı esnetebiliyorum.
Kutuplarımı, beni rahatsız eden, kızdıran, sinirlendiren, üzen şeyleri ve insanları fark ediyorum ve onları anlamaya, kapsamaya niyet ediyorum.
Bugün her şeyle, herkesle ve kendimle kurduğum iletişim tarzlarımı işlevsel bir şekilde kullanmaya niyet ediyorum. Kendimin ve başkalarının savunma mekanizmalarını, dirençlerini, ikame tatminlerini fark edip ona göre davranıyorum.
Bugün kendime karşı öz şefkatliyim, eğer ihtiyaç duyarsam küçük ben ile büyük beni birbirleriyle konuşturup onlar arasındaki teması kuruyorum. Bunun için kendimi cesaretlendiriyorum. Bugün kendime ebeveyn olmayı öğreniyorum.
Bugün bana gelen her ne varsa onları yargılamadan, eleştirmeden, endişeye kapılmadan oldukları gibi karşılamaya, kabul etmeye niyet ediyorum. Gelen her ne varsa ona kendimi bırakarak, ihtiyacımı görerek yanıt veriyorum. Bende konumlanmamış yanlarımı görebiliyorum ve onları kabul ediyorum. 
Ben bir bütünün parçasıyım ve aynı zamanda parçaların bütünüyüm, ben bütünün içinde tek olanım. 
Benden bütüne akması gereken ne varsa akıyor, bütünden bana akması gereken ve hayrıma olan ne varsa bana akıyor. Onları kabul ediyorum. Karşılaştığım zorluklarla baş edebilmeyi ve onlardan da öğrenmem gerekenleri alabilmeyi niyet ediyorum.  
Kendimi, çevremdeki her şeyi ve herkesi, annemi, babamı olduğu gibi kabul ediyorum.
Bugün öğrenmem gereken ne varsa maddede tezahür etmeden manada kolay ve yumuşak bir şekilde öğrenmeye niyet ediyorum.


BEN BİR GESTALT UYGULAYICISIYIM.
 

Ceren Erktan Yiğit, 2021 Haziran

​………….........................................................​​

Gestalt Programı benim için dengeye, kapsamaya, dinginliğe davet; “olma”ya yolculuk demek…
 
Özgün bir yolculuk; her damakta farklı tat bırakıyor…
Ömür boyu sürecek bir yolculuk; farkındalıkları, değişimi dönüşümü tetikliyor.
 
Program boyunca deneyimleyerek öğrenmenin, paylaşarak büyümenin sihri benim için o kadar kıymetli ki… Zorlanmaları fırsata döndürebilmek, anın kıymetini bilerek  çocuksu naiflikle hayata bakabilmeyi hatırlamak ve daha önemlisi bunları bir bir hayata taşıyabilmek o kadar değerli ki…
 
Bir sürü “iyi ki”lerle tamamladım programı : Nita’yla yola çıkmanın sonsuz memnuniyeti ve şükürüyle; Nita’nın düzenlediği  farklı programlara da katılmaya büyük niyet koyuyorum. 
Sevgili Nita’ya, programa katılan kıymetli yolculuk arkadaşlarıma ve kendime çok teşekkür ediyorum…
 

Funda Duman, 2021 Haziran

​………….........................................................​​
 

40'lı yaşlarıma gelirken, kendime bulma telaşı içinde kitaplardan kitaplara eğitimden eğitime tam bir koşturma içindeydim.
Nita Sherler ile çıktığımız Gestalt Yolculuğu,  sadece iyi ki bu eğitimi aldım demek gibi bir iyi ki değildi, 
Hayatımdaki en büyük bir kaç iyi ki den biri oldu. Bu 2 yıllık sürecin sonunda  kendimdeki değişime şahitlik etmek, emeklerimin sonuç verdiğini, attığım tohumların yeşerdiğini gösterdi.
Katılığım bu Program sayesinde, Gestalt mucizesinin hayatımda bir sürelik bir eğitim gibi değil, bir ibadet gibi varlığını sürdüreceğini biliyorum.

Sevgiler


Gülhan Eğilmez, 2021 Haziran

​………….........................................................​​

 

 

 

 

 

 

Serap Bostan, 2021 Mayıs

​………….........................................................​​

"Kapsayarak aşmak ve temas sınırlarda olur. Bu iki kavram hayatıma yön veren temel yapı taşları oldu Nita ve Gestalt sayesinde. 
Kendimi tanıma yolculuğumda, kendi sınırlarımı keşfetmemde ve bunlar üzerine farkındalık oluşturmamda Nita’nın liderliğinde çıktığım Gestalt yolculuğuna ve bunun hayat boyu öğrenme olduğunu anladım. Bana verdiği en güzel hediye ise başkalarını kapsayabilmek için önce kendimi kapsamam gerektiğiydi. İhtiyaç sandıklarımın aslında ihtiyacım olmadığı, bana gerekenin ise cesaret olduğunu öğrendim. Ben cesur olabildiğim sürece hayatımda nelerin mümkün olabileceğini anladım. 
“Ben” dili sayesinde hareketlerimin sorumluluğunu almayı ve her şeyin benim seçimim olduğunu gördüm. Benimle beraber bu yola çıkan 25 kişinin daha benimle birlikte evrildiğine ve herkesin birbirini kapsadığına şahitlik ettim.
Nita, 26 kişilik grubumuzda yargıdan uzak, paylaşımı bol ve şefkatli bir ortam oluşturduğu için, Nita ile çalışma fırsatı bulduğum, kendi içimde bir bütün ve aynı zamanda bütünün bir parçası olduğumu anlamama yardımcı olduğu için çok şanslıyım.
Benim ruhuma dokunmuş ve bende pozitif değişim yaratmış çok az sayıda insandan birisi Nita ve bunu Gestalt sayesinde çok ustalıkla yapıyor siz anlamıyorsunuz bile. Artık hayatımda daha az bahane, daha çok ben var. İyi ki Nita var, iyi ki Gestalt var."

Sevgiler,

Dogan Kösen, 2020

​………….........................................................​​

Hocam merhaba
Sizinle birebir iletişim kurma şansı pek yakalayamadım fakat buna rağmen duruşunuz ve tavrınızla beni etkilediğinizi belirtmek istiyorum. 
Sizden düşük not almak beni açıkçası hiç üzmedi. Hatta biraz tuhaf gelebilir ve bunu anlatamayabilirim ama sizden bu notu almak biraz yüzümü gülümsetti. Bilmiyorum başka bir ders veya başka bir hoca olsa üzülebilirdim fakat kendinize özgü bir yaklaşımınız var ve bu benim çok hoşuma gidiyor.
Yollarımız kesişir mi bilmiyorum (bunu çok isterim) fakat benim için lisans eğitimimde önemli bir yeriniz olduğunu bilmenizi istiyorum. ‘’Yaptığınız her işe şölen gibi yaklaşın’’ ya da buna benzer bir şey söylemiştiniz. Bu yaklaşımı seviyorum ve bu sayede yaptığım ufak şeylere dahi değer katabiliyorum. Ayrıca bunu sizinle paylaşmam ne kadar doğru bilmiyorum ama survivor izliyor olmanız ve bunu bizimle paylaşmanız beni çok etkiledi.
Farkında olmayabilirsiniz ama insanlarda en azından bende ve bildiğim birkaç arkadaşımda çok önemli yer edindiğinizi bilmenizi isterim.


Saygılarımla,

Ersin Alpaslan, HKU son sınıf öğrencisi, 2020

​………….........................................................​​

 

“İlişkisel yetkinliğin” doğumundan yetişkinliğine, hatta bazen de ölümüne kadar olan sürece 

Sevgili Nita Hoca’mız liderliğinde şahitlik ettik. Ben sizlerle bu öğretinin içinde çok keyif aldım. Güven veren, yargısız, meraklı, eğlenceli, sorgulayan, öğrenme aşkı ile dolu varlıklarınız ile ben de Cesaret ile ilerleyebildim. Dilerim başka döngülerde yine bir araya gelir, yeni yolculuklara çıkarız.

 

Nita hocam,

 

Yine bu derin teori dersinde büyüttün beni adım adım. İyi ki varsın ve hep var ol! Seninle büyümeye, İçimizdeki çocukları şifalandırmaya hep devam edelim.

 

Sevgilerimle,

Deniz İlbaylı, 2020

………….........................................................​​

 

İçimden geldi. Kapanış seansımızın bendeki yansıması bu satırlara aktı. 

Kapanış kutlamamız olsun. Kapanışımız bereket getirsin, huzur versin…Yollarımız yeniden yeniden birleşsin 

 

Hikayeni anlat

Mağduriyetini kapsayabilmek için...

Şahit bul kendine

Anlatmak çok önemli

O zaman acıların daha katlanır hale gelir

Kapsanırsın

Bilinç altı hafızan yeniden programlanır

Ayna nöronlarla yeni patikalar kurarsın

Tek başınalığı seç, onu sev

Sessizliğin sesini duy

Dur

Tek başına

Ruhunu bekle

Sessizce...

Bariz olmayan şeyleri duymak için

Gerçek olanla uyumlanmak için

Tüm dikkatinle, yüreğinle 

Merak ederek, alarak, kabul ederek

Duygularını

Bedeninde yaşadıklarını 

Gerçekten, tüm kalbinle 

Kabullendiğinde teslimiyeti yaşarsın

Acıdığın yeri kapsar, ona şifa verirsin

Onun içine ölür

Bilinmezin içine yeniden doğarsın

 

Işılsu Vural, 2020

………….........................................................​​ 

 

2 yıllık Gestalt yolculuğumuzun bitmesi öngörülen 2020 yılında hayat bize “2 yıllık edinimlerinizle sizi uğurlamayacağım, bu edinimleri pekiştirmeniz ve zenginleştirmeniz için kendi yaşam döngünüzde daha önce tecrübe etmediğiniz bir salgınla kendinizle erteleyemeyeceğiniz bir temasa sizi zorunlu bırakacağım” diyerek daha önceki mezunlara vermediği bir şansı sundu. En azından buna ben böyle bakıyorum. Bu süreçte Nita Hoca’mız bize kendi seslerimizi duymamız için ekstra fırsatlar yarattı, sağ olsun.

Sorunlarını bir süreliğine her şeyden mümkün olduğunca uzak kalarak kendini iyileştirebildiğini zanneden ben için bu 2 yılın anlamı ve katkısı çok. Çok genel anlamda diyebilirim ki her şeyden uzak kaldığımı zannederken kendimden uzak kalmışım bu zamanların çoğunda. İşte öncelikle Nita Hoca ve sonra da grup arkadaşlarım sayesinde kendimle temas etmenin yollarını keşfettim. Hepsini bir anda ve sürekli yapamayacağımın farkındayım ama yolun nerede olduğuna dair bir fikrim var ve yolculuğa çıktım bile.

Herkes kendisi için en iyi yolu bulacaktır ama naçizane tavsiyem; hiç benim yaptığım gibi 2. yılı beklemeyin, başlangıçtan itibaren kendinize, gruptaki arkadaşlarınıza ve hocamıza açık olun. Bazen o kadar diplerdeki kör noktalara derslerimizde temas ettik ki ömründe mucizeye tanıklık ettin mi diye sorsalar sadece bu anlar için evet derim. Nita Hoca’nın inanılmaz öngörüsü ve orkestra şefliğinde her doğum gerçekleştiğinde sadece 26’mızın içindeki birimiz değil, hepimiz eş zamanlı olarak kendi doğumlarımızı gerçekleştirdik.

İyi ki bu yolculuğa çıkmışım, iyi ki rehberim Nita Hoca, yol arkadaşlarım da grubum olmuş.

 

İrem Özer, 2020

………….........................................................​​

 

“Kendine şefkati seç”

Program boyunca Nita hocadan her biri atasözü değerinde birbirinden derin ve etkileyici sözler duydum; bu da onlardan bir tanesi…Belki en çok ihtiyaç duyduğum bu olduğu için hep hatırlıyorum bunu. Her zaman uygulayamasam da biliyorum artık o yanımı; tanıştık ve sarıldık birbirimize, Gestalt sayesinde. 

 

Tanımadığın yanlarını farketme Yolculuk’una çıkarıyor Gestalt.

 

Geçen iki yılın sonunda nasıl tanımlarım bu Yolculuk’u diye düşündüm…engebeli ama keyifli; korkutucu ve acıtıyor ama merak uyandırıcı; sabır ve istikrar istiyor ama mükafatı çok büyük; kopya çekmen mümkün değil ama en değerli ve en bilge yardımcınla/rehberinle tanışıyor ve yol almayı öğreniyorsun; bitmiyor ama her dönemeçte soluklandığında büyüyor, filizleniyor ve tamamlanıyorsun…

 

Geçen iki yılda Öğrendim:

Beğenmediğim herkesin, yargıladığım ve dışladığım herseyin aslında BEN olduğunu,

Bu değer yargılarımın ve inançlarımın beni ne kadar sıkıştırdığını,

Aslında mutlak “Kötü” diye bir şey olmadığını,

Ve hatta doğru zamanda bilinçli kullanırsam bunların hayatımı zenginleştireceğini ve beni büyüteceğini,

İçimdeki çoçuğu dinlemenin ve ona sarılmanın şifalandırıcı büyüsünü,

Hayatımın sorumluluğunu almam gerektiğini,

Karanlığa adım atmadan büyümenin mümkün olmadığını…

 

Ayda bir olan ve gittikçe artan bir heyecanla beklenen buluşmalarda bunları öğrenirken; ağlamalar-gülmeler, dertler-güzel haberler, şifalanmalar-saçmalamalar vardı…yani hayatın kendisi…

 

Bu muhteşemliğin yaratılmasına vesile olan Nita hocanın bilgisi, tecrübesi ve zekasına hep şapka çıkardım…Bir defasında, rüyada geçen Pakize isminden öyle çıkarımlar yaptı ki grup olarak ağzımız açık kaldı… 

 

Yaşadıklarım, öğrendiklerim ve BİRliği hissettiğim için çok teşekkürler sevgili Nita hocam ve sevgili arkadaşlarım…

 

Ayşen Kartal, 2020

………….........................................................​​

 

Düşünceye Hizalandığında Kaynaktan Uzaklaşırsın

Size olur mu bilmem ama bana çok olur. Bir film izlerken, birinin konuşmasını dinlerken ya da bir müzik dinlerken bir söz birden kafamı kurcalayan bir şeylerin aslında anlamı buymuş etkisi yaratır. Bilmem ne zaman duyduğum ya da kafamın bir köşesinde bıraktığım bir düşünce aydınlanıverir. Düşünceye hizalandığında kaynaktan uzaklaşırsın sözü bir film sahnesinin repliğinde giriverdi zihnimin köşelerine ve birden başladı nöronlar sinapslar aracılığıyla bilmem nerelerle bağlantı kurmaya. Bu hayatta insanların iyi ki yapmışım, iyi ki öğrenmişim, iyi ki yaşamışım dediği süreçler vardır ya ve yine bir insana verilecek en iyi dileklerin bu anların, yaşayışların çok olmasıdır. Benim hayatımda da ilk sırayı sevgili hocam Hanna Nita Scherler’den Gestalt felsefesini öğrenmek olmalı. Hiç unutmuyorum ilk dersimize şöyle başlamıştı, ki kendisi bu metaforu sürekli kullanır: 

Bir piyano klavyesinde 88 tuş vardır. Herkes 88 tuşla doğar, ancak kimse hayatı 88 tuşu kullanarak yaşamaz. Bunun nedeni kişinin doğup büyüdüğü ailesi, eğitim aldığı okulu, arkadaş çevresi vb. O buna sosyalizasyon süreci der. Kişiye hangi tuşlarla yaşayacağını öğretir. “Bizler 30-35 tuşu kullanarak hayatımızı sürdürürüz ama gün gelir bu 30-35 tuş bize yetmez olur. Daha mutsuz oluruz diyerek.” Başlamıştı sözlerine bende oluşturduğu fırtınaları fark etmeyerek. Bu öyle bir fırtınaydı ki bende bir süredir devam eden derin anlam süreçlerini tetikledi birden. Eminim ki salonundaki 26 kişi içinde de bu fırtınalar, farklı boyutlarda yaşanıyordu ve süreç boyunca da yaşanmaya devam etti. 

İnsanın nasıl anlam üretmeye eğimli olduğunu okudukça bizlerin yaşamlarında kısa bir yol yani kelimenin tam anlamıyla sağlam yol geliştirmeye eğimli olduğumuzu anladım. Yaşadığımız şeylere zihnimizden bir anlam veriyoruz böylece rahatlıyoruz, bizleri anlamsızlık kadar rahatsız eden başka bir şey yok çünkü. Zihinlerimizin oluşturduğu bu anlam bir illüzyonsa yani bizatihi bizler tarafından yaratılan kısa yollarsa. Daha doğrusu yolların, kısa yolların hiç repertuvarının olmadığı bir şeyle karşılaştığında ne yapacaksın? Hangi yolu kullanacaksın? 

Ben bu satırları yazarken tüm Dünya COVID 19 sürecinde tam da bunu deneyimliyor. Bazı insanların bireysel olarak yaşadığı bu durumu tüm insanlık aynı anda yaşıyor. Evlerimiz içinde diğer insanlardan izole olmuş bir durumda karantina sürecimizi geçirmeye çalışıyor hiç olmadığımız kadar kendi kendimizle baş başa kaldığımız bir süreci deneyimliyoruz. Herkes kendi bakış açısından deneyimlerken bu durumu, bazılarımız ölesiye kaçıyor kendinden kaçmak için yollar buluyor, dizilerle, televizyonla, yemek yaparak adeta felç olmuş gibi bildiği yolda ilerlerken kısa yollar havada uçuşuyor. Virüsün neden çıktığı ile ilgili olabilecek senaryolar, komplo teorileri vb. 

Arkadaşlarımdan biri bana bir gün YouTube da bir video izletmişti ilk defa trene binecek küçük bir kızın trenle ilk karşılaşmasıydı bu. Nasıl mutluydu, nasıl şaşkındı, yanından geçen insanlar için sıradan olan bir durum onun için ne kadar sıra dışıydı, onu kameraya çeken babası ise kızından geçen enerjiyle daha da enerji dolu ve mutluluk saçıyordu. Bizde bu kız çocuğu gibiydik bir zamanlar karşılaştığı her yeni şeyle mutluluk saçan öğrenmeye çalışan, soran deneyimleyen ardından isim koyduk deneyimlerimize anlam verdik tarih sahnesinde var olduğumuz günden beri ama bir şeyi unuttuk bu anlamların sabit olmadığını unuttuk. Biz isimleri öğrendik başlangıçta anlamları değil. Anlamları yaratan biziz. Yaratıcımız o tıpkı küçük kız çocuğunda olduğu gibi heyecanımız ve enerjimizle çok sevdi bizi, bu yüzden öğretti her şeyi bize belki de. Korkma insanlık korkma hayat senin çizdiğin belirlediğin ve böyle olsun diye çabaladığın kadar değil, çok daha fazlası. Yine hocamızın bende yarattığına ithafen; Cesaret et ve yürü, sabret sadece aklını koşma her şeye ruhunu, bedenini, duygusallığını koş o zaman tekrar ana kaynağına bağlanırsın. En azından dene, niyet et denemeye ve vazgeçme denemekten.

Sultan Güngör, 2020

………….........................................................​​

 

Uzun süredir meditasyon ve çeşitli terapileri hayatımda uygulamaktayım. Ciddi yaralarım ve travmalarım olmadı (yakın birinin kaybı, ciddi hastalık v.b) ancak ailemden kazandığım filtreler bazen hayatı yanlış yorumlamama sebep oluyor ve tatminsizlik ve sürekli aynı yere geri dönmek yıpratıcı olabiliyor, bunun getirdiği hayata karşı kurban rolü hissi ayrıca işin cabası. Nita’nin uyguladığı Gestalt metodu başlıbaşına derya deniz ve derin bir disiplin, ama asıl kendisine karşı güven veren detay, Nita’nın 1988’den beri (ben 31 yaşındayım) uzun süredir bu tarz terapilerle ilgileniyor olması. Nita’da farkettiğim özellik sahip olduğu deneyim (deneyimini pek çok kez grup seansında ustalıkla nasıl yönettiğine şahit oldum). EFT, EMDR, bilişsel terapi ve ilaçlardan çok farklı bir deneyim ve metod Gestalt. Ayrıca gurubun yarattığı zeminde bütünlük ve tutunma hissi çok değişik farkındalıklara ve şifalanmaya sebep olabiliyor. Gestalt Programına katılım, kavramların zihnde oturtulmasını sağlıyor. Sonrasında gerekirse Nita ile bireysel çalışılabilir. Elbette direk bireysel çalışılabilir ama daha etkili ve hızlı şifalanma arayışındaysanız, grup ortamında Nita’yı gözlemlemenizi tavsiye ederim. Kendisinin danışanlarda yakaladığı ve tespit ettiği küçük detayları farkettikçe, grupta kendinizi alıcı kalple konumlandırma ihtimaliniz artabilir.

Gestalt’i ibadet gibi nezaket ve ustalıkla hayatıma kazandırdığınız ve tüm temasınız için teşekkür ederim. 2 yıl önceki halim ile şu an geldiğim nokta bakış açısı ve hissiyat olarak çok farklı. Gestalt’a Nita ile baş koyduğumda, evimde saksıya ektiğim avokado gibi hissediyorum. Kökleri toprakta derinleşen, dalları ise koyu yeşil rengi ile göklere yükselen...

 

Faruk Can Ustaoğlu, 2020

………….........................................................​​

Kendimi duymak için girdim bir yola,

Şekil, zemin derken düştüm, kaldım arada.

Korkmamayı öğrendim düşmekten ve boşluktan,

Meraktayım sadece ne gelecek ardından.

Öğrendim ki asıl cesaret bu imiş,

Durmak, kalmakmış bilinmezde,

Güvenmekmiş sadece olana, olmayana.

Güzelmiş duymak bedenimi,

Fısıldarmış oysa ki bana, beni.

Sözüm var, "sadakatim kendime",

Yokum bundan sonra sonuca hükmetmeye.

Yolum var hala, yürüyorum kutuplara,

Niyet ettim onları fark etmeye, kapsamaya.

"Ben" olacak artık her fikrimin öznesi,

Başladı filizlenmeye çabalarımın meyvesi.

 

Perin Kurtoğlu, Mayıs 2019

​………….........................................................​​

    "Dün bir arkadaşım sordu bana, Gestalt ne desem 1 cümle ile anlatsana dedi. Durdum düşündüm baya zorlandım. Gestalt'ı 1 cümle ile nasıl anlatabilirim ki: 2 yıllık buluşmaları, o aylık buluşmalardaki paylaşımları, çalışmaları, kendimle buluşup ayrışmalarımı, gerçek ihtiyaçlarımı kendime, bedenime, sorabilmeyi, bana bedenimin açık açık söylediklerini ve onlarla ne yapacağımı bilemediğim anları, hiç hayatımda karşılaşmam, konuşmam dediğim insanlara kucak açabilişimi, hiç yapmam nasıl olur dediğim şekillerle, önyargı, değer yargıları ile yüzleşmeyi, Nita'nın, artık o havuza girdik yüzeceğiz beraber, dediğinden beri her anın daha da farkında olabilme çabamı, cesurca yüzebilmeyi veya koşar adım kaçarken kendimi yakalamayı, uzaktan sadece gözlemleyebilmeyi, yaşadığımın zeminimi genişlettiğini düşünerek daha sakince kabulde olmamı, iki kutuplu şu hayatta bir kutba nasıl takılıp kaldığımı zorlasa da görebilmemi ama öbür kutba gitmemin yolunun da yine benden geçtiğini, öğrendiğim yeni şeylerde, çalışmalarda, buluştuğum insanlarda, var olduğum çemberlerde Gestalt'ı aramamı, bulmamı, görüp fark edebilmemi ve ona daha bir keyifle, heyecanla sarılmamı...
    Kısaca olmasa da 1 cümle oldu bir anda :) ama yetti mi sanmam, tam doygun bir temas oldu mu? Bir temas oldu ama doygun olması bence bir ömürlük öyle bir cümlelik değil. Zaten Gestalt da o havuzda yüzmeye devam etmek gibi her anlık, her günlük, her temaslık yani bir ömür hayatımda varoluşumun her boyutunda benimle olacak sanırım..
    O arkadaşımın sorusu üstüne saniyeler içinde bunlar aklımdan geçse de bütün bunlardan ayrışıp, sadece Nita'nın o en sevdiğim benzetmesi piyano örneği ile buluştum :) ayrı ama bir olup, nasıl BİR bütün oluşumuzu, zemin ve şekilleri, o hiç gitmediğim dokunmadığım tuşlarla nasıl temas ettiğimi anlattım. Kimbilir belki bu cevabım da yeni bir döngü için ilk adım olmuştur, tıpkı o sorunun beni aylardır niyet ettiğim ama bir türlü yapamadığım bu satırlarla temasıma vesile olduğu gibi 🙏
    Teşekkürler Gestalt, Nita, kendim ve bütün kıymetli tuşlarım... iyi ki varız..."

 

Nazlı Toğanas, 2018

………….........................................................

Gestalt ve Hanna hocayla ilgili yorumlarımı yazmak için kaç kere masa başına oturdum kalktım bilmiyorum, ne yazsam içime sinmedi. Belki de bitirmeye karşı direncim olduğundandır, devamının olacağını bilmeme rağmen. En sonunda içimden geçenleri anda kalarak ve geldiği şekliyle kabul ederek paylaşmaya karar verdim, şöyle ki;
Gestalt benim için psikolojinin ruhu oldu, Hanna hoca da rehberi. Hanna hocayla psikoloji bölümünün 3.yılında karşılaştım, o güne kadar pek çok değerli hocadan farklı ve önemli dersler aldık fakat yine de ciddi bir eksiklik hissediyordum. Bir metaforla anlatmam gerekirse psikolojiye dair her şey benim için o güne kadar çok güzel fakat yapay bir çiçek gibiydi, ancak Hanna hocanın ilk dersiyle birlikte o çiçek capcanlı ve çok daha ilgi çekici oluverdi. Artık bir kokusu vardı. 
Bu nedenle de bölümden sonra hiç vakit kaybetmeden Hanna hocanın programına başvurdum, iyi ki de öyle yaptım. Bu programda (hayatımız boyunca karşılaşma ihtimalimizin düşük olduğu) farklı kişilik ve yaşantılardan çok kıymetli insanlarla zaman içinde muhteşem bir harmoni yakaladık. Herkesin birbirini kendi zemin ve şeklinde olduğu gibi kabul ettiği, piyanosunun tuşlarını zorlayarak temas etmeye çabaladığı ve aslında böylece kendiyle de temas edebildiği. Hemen her programda kendimizle deneysel çalışmalar yaptığımız, bulunması zor fırsatlarla dolu bir ortam oldu. Ve bu fırsatlar pek çoğumuza beraberinde değişimi de getirdi. Böyle bir program hazırladığı için Hanna hocaya ve de bu süreçte bana kendimle temas için uygun ortamı sağlayan arkadaşlarıma ve tabi ki yine Hanna hocaya çok teşekkür ediyorum :) Devamını sabırsızlıkla bekliyorum :) 

Emine Rumeysa Kangal, 2018

………….........................................................

 


Geldik bir araya ihtiyaçla
Empati yok diye duyduk şaşkınlıkla!
Sosyal yazılımlara girdik
Temas ettik: buluştuk, ayrıştık
Anlamak diye başladık
Lakin anlamak ve anlaşılmak yokmuş
Ta ki kendimizi anlayana, bilene kadar……
 
Sevgilerle; her şey için teşekkürler.
 
Nilüfer Değirmenci, 2018

​………….........................................................​​

 

Gestaltça

Hayatta kendimize sorduğumuz zor sorular vardır; ‘Ben kimim?’, ‘Nasıl biriyim?’, ‘Bu hayatta ne beni niye mutlu eder?’, ‘Hayatımın anlamı nedir?’ gibi.

Gestalt süreciyle, kendime dair bu soruların yanıtlarını yalnız kendi içime bakarak değil temasta bulunduğum insanların içinde de bulabildiğimin bilincine vardım. Hayatta hiçbir karşılaşmanın tesadüf olmadığını, yolumuzun kesiştiği herkes ve her yaşantımız sayesinde gelişebildiğimizi, iç görü kazanabildiğimizi, farkındalığımızın arttığını öğrendim. Her deneyimimizin mutlaka yaşam döngüsünde bir yere sahip olduğunu; hatta bazen aynı yere takılıp kaldığımızın habercisi olduğunu; her defasında buluşma amacıyla yola çıkarak yanıldığımı, aslında ayrışma ihtiyacımın da olduğunu; yadsıdığım kutuplarımı kapsamanın aslında kendimi ve diğerlerini kabulümü kolaylaştırdığını; diğer insanlarda görmezden geldiğim, zaman zaman öfke duyduğum kutbumun aslında kendimi tanımaya dair önemli ipuçlarından biri olduğunu, belki de kullanmadığım piyano tuşlarımdan biri olduğunu ve zeminimi zenginleştirme potansiyelini farkına vardım. Bir yandan da sosyal yazılım ve doğal yazılım ayrımına vararak hayatımda önemli yer tutan kavramları yeniden gözden geçirme fırsatım oldu. Örneğin; artık ‘mükemmeliyetçilik’ ısrarımın yerine ‘sahiciliği’ ve ‘hatalarımı kabul etme ve sahiplenmeyi’ önemsemeye ve yaşamaya karar verdim. 

Bu iki yıl süresince; fiziksel, duygusal, zihinsel ve tinsel boyutlarda var olmaya karşı gösterdiğim direnci fark ederek aslında hayatta olmanın tadına yeterince varmadan yaşadığımı; yüzleşemediklerimi; ertelediklerimi; artık sonunda acı çekmek de olsa risk almaya ihtiyaç duyduğumu; değişime çok ihtiyacım olduğunu sürekli söyleyip dursam da kimi zaman değişimden ne kadar korktuğumu; güvenli alanımı terk etmeyi göze almadan değişimin mümkün olmadığını; karar almadan, tercih yapmadan serzenişler ötesine geçemeyeceğimi; içimdeki çocuğun korkularını; ve fakat artık tüm bu korkularla bir çocuk gibi değil de yetişkin halimle yüzleşme cesaretini kendimde bulabileceğimi keşfettim..

Hocamın liderliğinde bu otantik sürecin bir parçası olduğum ve tüm grup üyelerini tanıdığım için kendimi gerçekten çok şanslı hissediyorum. Grupta çok fazla temas kurmadığımı düşündüğüm arkadaşlarımın bile zamanla bana olan katkılarını fark etmek sanırım bu sürecin mucizevi taraflarından biriydi. En mucize olan tarafı ise şüphesiz ki; hepimizin keşif yolculuğuna bilgece eşlik ettiği sırada, Hocamın candan ilgisini ve içtenliğini hissetmek oldu. 

Bana göre grubumuzu farklı kılan en önemli özelliklerinden biri; ne olursa olsun her türlü duygumun ve düşüncemin saygıyla ve anlayışla karşılanacağını bilmem yani gruba karşı hissettiğim güven oldu. Bu konuda başta Hocam olmak üzere tüm grup üyelerinin katkıları yadsınamaz. Grubumuza karşı hissettiğim güven sayesinde hem kendimle hem de yakınlarımla olan ilişkilerimin temelleri de kuvvetlendi. 

Yalnızca bu saydıklarım değil tabii, son iki yılıma dönüp baktığımda; hayatımda istediğim yöndeki değişimlere belki yavaş ama eskisine göre daha kararlı adımlarla yol aldığımı söyleyebilirim ki bu durumda başta Hocam olmak üzere tüm grup üyelerinin çok kıymetli katkıları olduğuna gönülden inanıyorum.
 
Yolumuz daha uzun. Kim bilir hayatta daha zeminimizi genişletecek kimlerle karşılaşacağız, hangi yaşantıları deneyimleyeceğiz. Acısıyla tatlısıyla bu iki yılda paylaştığımız tüm anılar gibi gelecekte yaşayacaklarımızın da sahici ve eşsiz olmasını diliyorum. Bu yolculuğuma eşlik ve şahitlik eden değerli Hocam ve tüm grubum iyi ki varsınız!!!

Ece Gökmenoğlu, 2018

………….........................................................

 


Gestalt bir süreç. Ve bu süreç içerisinde yaşanılan değişim ve dönüşüm, sinsice hayatınıza nüfuz ediyor. Bu doyurucu deneyim; size, yaşanılan “an” ların birden çok açı barındırdığını ve hepsinin bütünde, bir eksiği tamamladığını görme imkanını sunuyor. Ben bu deneyimi puzzle yapmaya benzetiyorum. Parçalar bir kutunun içerisinde kopuk ve dağınıkken, hiçbir anlam barındırmazlar. Fakat parçalar birleşmeye başladıkça, ortaya başka bir şey çıkmaya başlar. Ve o süreç -yani parçaların birleştirilmeye başlanması- adeta ilk domino taşına vurmak gibidir. En sonunda ortaya çıkan tablo ise; yeni ve bütündür. Başta, kutuda dağınık halde duran parçalardan, çok başka bir şey çıkmıştır ortaya. Ve o bütün, hepsinden fazladır. Gestalt bir bütün olma halidir. Kutuplarınızın farkına varıp yeni temaslar oluşturduğunuz ve zemininizi genişlettiğiniz bir yolculuk. Ben bu yolculuğun zaman zaman yorucu, zorlayıcı fakat bir o kadar da keyif veren, tatmin sağlayan ve doyurucu bir süreç olduğunu düşünüyorum. Buna en büyük katkıyı sağlayan başta hocama ve hepsinden çok şey öğrendiğim topluluğumuza çok teşekkür ederim.

 

Batuhan Bilen, 2018

​………….........................................................​​

 


Sevgili Dostlar,
Bu bir kadının hikayesi, gizli bir derdi olan. Ama o denli gizliymiş ki bu dert kadın bile ne olduğunu unutmuş. Hatta o kadar unutmuş, o kadar unutmuş ki ne derdinin farkındaymış ne de diğer hislerinin… 
Bir gün bir adam konuşmaya başlamış. Kadın o sırada oradan geçerken kulak misafiri olmuş. Adam etrafında toplanan insanlara bir hikaye anlatıyormuş. Adam konuştukça kadının içinde bir şeyler kıpırdanmaya başlamış. Kadın “herhalde duygu denen şey bu olmalı, benim hayatımda ne kadar az varmış bundan” diye düşünmüş. O günden sonra ne zaman adamı birilerine hikaye anlatırken duysa, uzaktan dinlemeye ve bir yandan da şaşkınlıkla içinde kendinde olan biteni izlemeye başlamış.
En sonunda bilge bir dostuna sormuş: “Hikaye anlatan bir adam var. O ne zaman konuşsa benim içimde sanki bir şeylere dokunuyor ve hiç tanımadığım hisler yaşıyorum.”
Dostu demiş ki “O hisler geldiğinde konuştur onları. Bakalım ne diyecekler sana…”
Kadın başlamış hikaye anlatan adamı uzaktan gördüğünde hisleri çağırıp konuşturmaya. Önce o hisler kadını dokuz buçuk yaşında yaralı bir kız çocuğuna götürmüş ve onunla ilk karşılaştığında kadın alt üst olmuş. Onun orada kendi içinde olduğunun hiç farkında değilmiş. Meğer o da dinlermiş hikayeleri ve o hisler aracılığı ile kadına kendini göstermeye çalışırmış. Sonra çocuk kadını bir kuyunun başına götürmüş. Bu kapkaranlık, dipsiz bir kuyuymuş. Etrafı gri taşlarla örülmüş, ıssızlığın ortasında, kimsenin gelip geçmediği bir yerde dururmuş. Çocuk kadına anlatmaya başlamış: “Biliyorsun bu kuyunun açıldığı günü, nasıl kazıldığını, nasıl içine oyulduğunu… O gün bugün, sen hiç bu kuyuya gelmedin. Beni burada yalnız başıma bıraktın, hiç sesimi duymadın” demiş. Ama kadın kuyuyu uzaktan bile gördüğünde o kadar huzursuz olmuş ki çocuğun yanında daha fazla duramamış ve bilge dostunun yanına koşmuş, ona olanları anlatmış.
Bilge dostu demiş ki “o çocuğa sahip çıkman lazım ama önce kuyunun açıldığı güne gideceksin ve o kuyudan çektiğin bir kova su ile annenin mezarındaki kurumuş gül ağacını sulayacaksın. Ancak o zaman çocuğun yanında durabilirsin.”
Kadın bilge dostuna “sen de gel, beraber gidelim mezara” demiş. Önce birlikte kuyudan bir kova su çekmişler ve sonra bilge dostu ile annesinin mezarındaki gül ağacını sulamaya başlamışlar. Birden sihirli bir şey olmuş ve gül ağacından pembe güller fışkırmaya başlamış. Meğer kuyunun suyu kadının bilmeden içine akan gözyaşlarıymış ve pembe güller sevgi gülleriymiş. Bir anda hiçbir şey hissetmeyen kadın içinde sevginin sıcaklığını hissetmeye başlamış. O zaman kuyunun başında bekleyen küçük kızın yalnızlığı kadını korkutmamış. Ona sevgi ile sarılabilmiş ve küçük kızın kendisine hayatta hiç hissetmediği kadar büyük bir sevgi verdiğini farketmiş. Küçük kız kadına “yıllardır bu içimdeki sevgiyi akıtabileceğim birini bekliyordum, özlüyordum, artık buldum, seni seviyorum” demiş. Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine. 

Pelin Buruk, 2018

​………….........................................................​​​

 

Gestalt

Geçmişi arkamda bırakıp ben önüme baktım,
An’dayım, An’layım, buradasın değil mi!

Ruhumda yarattığım farkındalığa, etten-kemikten olduğumu da hatırlattım,
işin içine artık bedenimi de kattım, şimdideyim ve buradayım

Olay mahallinde tanışmışız meğer, şefkatle öptüm onu 
birlikte diğerlerinin mahallilerine de keşfe çıktık dosdoğru.  

Mahalli sahiplerinin derdi ben değilmişim oysaki 
görmeye başladım artık onların da çocuk hallerini

Ayakta uyumak neymiş kanadığımda anladım, 
yargılarımı uyanarak bıraktım

Bugünü keyifli kılan hikayelerime bakıyorum
kalmamış bitmemiş meselem, olanları da iğne oyasıyla işliyorum taaa derinden

Cancağızım bırak sen şu kişiyi anlat bana hikayeni, 
yavaşla ki dinleyebilesin artık küçük Nesli’yi.

Nesli dedi ki; İhtiyacın ne? Temas et ki sızlanmayasın, 
sınırı aşma sonra ikameyi tatmin etmeyesin.

Neydi duygun, kavuştunuz mu sonunda?
Ne olursa olsun keser döner çarkına
Hikayen bitmiş sanma

Suçlama kimseyi her olay gelişim için bir fırsattır, 
alanı görmüyorsan bunun sebebi zekandadır. 

Yaş dediğin rakamlardan ibaret, 
huzur istiyorsan kendine dön nihayet

Bırak artık kurbanı oynamayı
Sen bilinçlisin incitme yazıktır ananı

Hayatla barışmak kendinden başlayarakmış oysaki,
Hoyratça incittiğin kalplerden özrünü diledin mi

Rüyalarında neden bu tuvalet taşıyor deme,
B..ta bile vardır keramet görmeyi bilene

Gestalt’ta sanatımı konuşturmam lazım diyorsan hala, ağzına biber sürerim
Lazıma istiyorum dersen seni kabul ederim

Doğadır gerçeğin ta kendisi
Bakmayı bilene eli açıktır iste yeter ki

Ananı da al git düş kadının yakasından
Seçim senindir tekrar edeyim anlatamadıysam

Farkındalık sancılıdır ama huzur ufukta ona bağlıdır
Buna bozulduysan bu seninle ilgilidir aha bu da başka bir fırsattır

Kaygan zemindeysen yeter ki şeklin bozulmasın
Zemini bilmeden yargılama sonra yalnız kalırsın
Korkma çocukla yüzleşmekten, yeter artık kazık kadarsın

Ne sinsi bir şeymiş bu Geştalt konuştukça kendini ele veriyor
Çaktırmadan içime zerk ediyor. 

Fenomenoloji dedin beynimin devreleri yandı
Bunu anlaması tam iki senemi aldı.

Ve ben değişiyorum inceden inceden..

Nesli Atalay, 2018

………….........................................................

 

Büyüdüm...
 
Büyüdüm...
Dokunduğum şeylerin bazen parladığını bazen de solduğunu öğrendim.
Büyüdüm...
İnsanların yüzüne değil de derinine baktığımda; acısının, mutluluğunun, her ne yaşadıysa tortusunun etkilerini hissetmeyi öğrendim.
Büyüdüm...
Hangi eli tutacağımı, yanlış da olsa tuttuğum elin faydasına neler yapabildiğimi öğrendim.
Büyüdüm...
Varlığımın başka bir varlığa nasıl adanabildiğini öğrendim.
Büyüdüm...
Hayatta hiçbir şeyin tek yönlü ve kendi başına anlamlı olmadığını, verdiğimiz anlamların kendimizden doğduğunu öğrendim.
 
Büyüdüm...
Öğrenmenin ve sevmenin sonu olmadığını öğrendim.
En çok da büyümenin, varlığını biçimlendirmenin ve kapsamanın da HİÇ olana kadar devam edeceğini öğrendim.
 
Şahit oldum
 
Günlerden bir gün içimde bir çocuk buldum
Korkmuş, bir köşeye çekilmişti
Gel kollarıma dedim
Sen de kimsin
Ben kendi kollarımla sarındım bak dedi
 
Günlerden bir gün içimde bir çocuk buldum
Çırpınıyordu 
Ne oluyor dedim, beni duymadı
 
Günlerden bir gün içimdeki o çocuğa üzülen bir kız çocuğu gördüm
Çırpınışları da köşeye çekilmeleri de birbirlerine eşlik ediyordu
Ne duruyorsunuz, sarılsanıza dedim
 
Hülya Haymana, 2018

………….........................................................

 

Gestalt metodu hakkında daha önce kısıtlı bilgi sahibi olmama rağmen
çok sevdiğim bir arkadaşım vesilesiyle bu program hakkında bilgim oldu.

Gestalt sisteminde, beni en çok şaşırtan şey çevremde beni rahatsız eden
unsurların aslında bende olmasıydı.

Belki de kendimde kabul edemediğim, ya da bastırdığım bu davranışların bende de olduğunu fark etmek beni duvara çarpmışa çevirdi.

Ailemde, arkadaşlarımda bu unsurlarla karşılaşıp sıkıntı yaşadığım, ya da tepki verdiğim zaman, önce kendime bakmaya çalışıyorum.
Kendimde göremediğim, görmemeyi seçtiğim yanlarım nelerdir?
Bu yanlarımı görmeye, bulmaya, anlamaya ve kabul etmeye çalışıyorum.
Vücudumun neresinde sıkıntı olduğunu bulmak, fiziksel olarak da betimlemek, yorumlamak ve sıkıntımın kaynağını da bulmak kendimi daha iyi çözmeme yardımcı oluyor ve daha çok da olacağına inanıyorum. 

Tüm grup arkadaşlarımın konuşmalarında da kendi problem yaşadığım konuları çok sık gördüm. Hepimizin ortak sıkıntılarının olmasının da bunların cinsiyet, din, dil, ırk farkı gözetmeden insanlığa ait olduğunu ve bunlarsız da bir hayat olmasının mümkün olmadığını bana tekrar hatırlattı.

Gestalt, mükemmeliyetçiliğimden dolayı bilsem de yapamadığımda kendimi suçladığım eksikliklerimin olmasını, yapmak isteyip de yapamadıklarımın olmasının da normal olmasını kabul etmeme de yardımcı oluyor.

Çalışmalarda, yapmakta çok zorlandığım, hayatı fazla zorlamadan akışına bırakmam gerektiğini de daha çok fark ettim. Zorlansam da elimden geleni yapmaya çalışacağım.

Burada olma şansına eriştiğim, tüm grup arkadaşlarımla ve Nita ile tanışma, iletişim kurma şansına eriştiğim için çok mutluyum.

Nil Karaibrahimgil’in yazdığı gibi:

İnsanın kendine yolculuğu bir ömür. 
Kendisiyle tanışması bitmiyor.
İçimizdeki kablolar çek çek gelmiyor.
Kimi çocukluğa, kimi ana babaya, kimi yaralara…
Piri Reis gibi, haritamızı çıkarıp girinti çıkıntılarımızı bilsek daha güzel limanlara gitmez miydik?

 

Sezin Sisa, 2018

​………….........................................................​​

 

2 yıl önce Nita’ya ilk başvurduğumda, artık hayatımda yeni bir sayfa açmaya karar vermiştim. İş yaşamı beni çok rahatsız etmeye başlamıştı. Bedenimden gelen sinyalleri algılamakta bugün olduğum kadar iyi değildim ama yine de içimden bir ses bana “artık bir şey yapman lazım bu durumu sevmiyorum” diyordu. 
Katılacağım bu programın bana ne fayda sağlayacağını dahi çok iyi bilmiyordum ama yine o içimdeki ses bana “dene” diyordu. 
Nita’yla yaptığımız görüşmeyi çok iyi hatırlıyorum, demiştim ki, hayatımın başka bir aşamasına geliyorum, bundan önce birçok zorluğu yaşadım, atlattım, şimdi fırtınadan çıkıp durulmuş bir deniz gibiyim. Ama bundan sonra nereye doğru dalgalanacağımı bilmiyorum, bu 2 yıllık yolculukta geleceğime dair bir yol bulacağımı umuyorum. Geçmişimi hallettim, geleceğime yönelmek istiyorum... 
Çok büyük konuşmuşum... O gün bunları söylerken geleceğime ilerleyebilmek için geçmişimle bu kadar çok uğraşmam gerekeceğini, orada döngüsünü tamamlamamış bu kadar çok hayat olayı biriktirdiğimi ve aslında üzerimde ne kadar çok yük taşımakta olduğumu bilmiyordum. 
Bu iki yılda her şeyden önce kendimle ilgili çok şey öğrendim. Hem kendime hem yakın çevreme verdiğim yanlış mesajları, kurduğum yanlış ilişkileri, doğru sandığım yanlışları yanlış sandığım doğruları hep bu yolculukta fark ettim. 
Burada 3-4 Cumartesi geçirdikten sonra hayat bir daha aynı olmayacak şekilde değişmeye başladı ve ben geçmişimdeki istisnasız herkesle hayali olarak yeniden bir yaşam döngüsü kurdum kendi kendime. Bu döngülerin bir kısmı çok derin bir karşılıklı sevgi alışverişi ile sonlandı, bir kısmı da onarılması çok güç hasarlar vererek. Tüm bunların sonucunda kendimi tüm yanlarımla kabul etmeyi ve sevmeyi öğrendim. Dışarıya verdiğim tepkilerin asıl nedenlerini anlayabildim, davranışlarımın altında yatan dürtülerimi anladım, hayatımın bundan sonrasında bedenimin sinyallerini daha doğru algılayabilme ve buna göre hareket edebilme becerisini kazandım, anda kalmayı, bedenime kulak vermeyi ve kendimi önceliklendirmeyi ve ödüllendirmeyi öğrendim.  Hala öğrenecek çok şey var ama doğru yolda olunca yolun uzunluğu o kadar dokunmuyor insana. Bu yolculukta yanımda olan, tam düşecekken elimden tutan, her zaman bana desteğini hissettiğim ve bundan sonra da rehberim olacak olan Nita’ya candan teşekkür ederim. 

Ayşe Eratlı, 2018

………….........................................................​​

Boşluk boşaldı
Yük hafifledi
Yorgunum biraz
Ve susadım.
Derin bir nefes alıyorum.
Herşey şimdi ve burada
yeniden şekilleniyor.
Şimdi anlıyorum Orhan Veli’nin “Herşey birdenbire oldu” şiirini ve onu seneler önce defterime neden yazdığımı
Doğum birdenbire
Ölüm birdenbire
Çiçeğin açması
Yüzmeyi öğrenmek
Hepsi birdenbire...
Hepsinde sancı var ve sonrası sonsuz mutluluk.
Şimdi ayrışma zamanı
Bir parçam gibiydi ama benim değildi
Dünyaya gelen her insana verilen hediye
Bitmemiş mesele..
Hediyeni açarsın 
Boşluğunu doldurursun
Sonra tekrar varlığa geri vermen gerekir
Ayrılabilirsen
Verebilirsen
Esas hediyenle buluşursun
Özündeki tohum harekete geçer
Şimdi boşluğu çiçeğini büyüterek doldurmaya başla
Başlangıçta çok kırılgan 
Gittikçe güçlenecek
Özen ve sevgiyle
Senin de varlığa hediyen bu çiçek olacak
....

Hayat öğretmenlerimden biri olduğunuz için çok teşekkür ederim.

Nevra Sözer, 2017

​………….........................................................​​

Gestalt ve özellikle "boş sandalye" benim icin kendim ile tanışma yöntemi oldu. 

Çok kısa zamanda hayatim ile ilgili farkındalık kazanmamı sağladı. 

Bir düşünün karşınızda Hanna, kendine güveni muntazam bir kadın var ve bir sandalyede oturmuş, "bu gün kim benimle çalışmak ister" diyor. Çalışmak isteyeni davet ediyor ve buyrun anlatın diyor. Kişi daha konuyu anlatmadan bedeninde yaşadıklarıyla ilgili sorular soruyor ve kişi daha önce hiç fark etmediklerini fark etmeye başlıyor.

Bu teknikte, sandalyeye önce sorununuz olan kişiyi sonra da kendinizi oturtuyorsunuz ve onun yerine geçerek olaylara onun gözünden bakıyorsunuz. Yani öyle kolay değil, sandalye sıcak. Ve cevaplar karşınızda, herşeyi o anda farkediyorsunuz. Yani aynada kendinizi izliyorsunuz.

 

Süreç içinde nereden nereye gelindiğinin görüldüğü ve hayranlıkla izlediğim sisteme teşekkür ediyorum.

Fatma Nur Bilgin, 2017​

​………….........................................................​​

Git dediler geldim Gestalt’a 

En iyisidir dediler bu işte Nita 

Söz hep döndü geldi bana 

Temas etmeliymişim ben kendi kutbumla 

Amaç özümseme idi biz varamadık daha farkındalığa 

Laf söylesem de hep bedensel boyuta 

Tonla şey öğrendim ben bu grupta 

 

Arif Hakan Çetin, 2017

………….........................................................

 

Nita, Geştalt yöntemlerini uygularken aklın sınırlarını ortadan kaldırıyor. “İstersen şu lambayı tarif et, oradan gidelim” diyor bitmemiş meselene. Kek tarifinden bile karşısındakini çözebilecek olması geçtiğimiz yüzyıllarda kendisinin “cadılıkla” suçlanmasına neden olabilirdi (hele o sesi geri getirme ayini), o yüzden iyi ki bu yüzyılda doğmuş ve yaşamlarımız da birbiri ile kesişmiş. Hepinizle kesiştiği gibi. Esasa dön. Geştaltin en zorlayıcı ama en sevdiğim kısmı; esasa dön. Yani yolun daha başı.  Ezcümle sözümü unutmadan yerine getireyim. Aşağıdadır yazım. 

Bazı kelimelerin dikeni vardır. Geçmişle beslenmiş zehirle dolu uçları. Kendini gerçekleştirememiş’liğin soğuk gölgesinde ayakları altına serilmiş cennetin ağırlığıdır o geçmiş. Kökü kökündür. Ondan bu acıya tevekkülün. Her müstehzi tonda kan damlar var oluşundan. O kelime, o ağızdan çıktığı anda zehrini saplar. Ak süt tiksintiyle bakar, kendi yarasıyla deşer. "Saflaştırılmış” ve “idealize” edilmiş o ağızdan çıkan her söz toplumun akdine zorlar karşısındakini. Ah o saf ağız öyle kutsaldır ki... Sorgusuz sualsiz kabullenmekten başka çaren var mı o dikenli kelimeleri. Süpürge edilen her saç teli, kesilememiş o göbek bağı boğazına düğümlenir. Heba edilmiş gençliğinin katilisindir. Vicdan azabı, suçluluk duygusu ile yoğrulmuş marazi bir ilişkidir aranızdaki. Severken nefret edersin. “Hainlik”le suçlanıp idama sürüklenmemek adına bastırdığın öfke nefrete dönüşür. İntikam için can yakmaya kalkar da, her seferinde kendi etinden bir parça koparırsın. Kendini sağaltmak adına yurt arar, kucak ararsın da “ayrışamadığın” ve içine kadar işleyip “benliğine” karışmış celladın çıkar karşına. O cellat kendini yok etmemek için seni yok eder. Ve bir gün dehşet içinde farkedersin ki, sen de ona dönüşmüşsün. Ne kadar kabul etmesen de sevilmediğin anlarda sarsılır varoluşun, her başarısızlık anında sevgisizliktir kaynağı. O seni sevmediğindendir, seni nasıl sevemez ki! Ve sonra keder içinde tüm bu yolculukta yalnız olduğunu, geçmişteki o gölgeleri çoğaltıp çoğaltıp önüne düşürenin sen olduğunu anlarsın. Suçlamanın yersizliğini, kendinden başka hiçbir şeyi değiştirmeye “hakkının” olmadığını. Sosyal yazılımla kirlenmiş zihninin bulanıklığı ve karmaşasını biraz olsun terk eyleyip bedenini dinlersin en çok. Ondan daha dürüstü var mı ki sana seni anlatacak? Ayrışamaktır ihtiyacın. Yaralarını, ağrılarını, sızılarını dost eylersin. Tüm o şekil sadece sana ihtiyacını kusar. Hepsini şekile şemale büründürür de koklar, dokunur, tadar, dinler ve özlemle temas kurarsın. Dillendirerek konuşursun onlarla. Bastırmadan, yok saymadan söz hakkı verirsin hepsine. Beden coşar. Coşan esasındır. Yıllarca zihninde dönen binlerce düşünceyi susturur, bedene dönersin. Duygularına kulak kabartırtırsın. Her konuşmanda o karanlık bataklıktan başını uzatır kutbun. Her konuşmanda gömüp de üstünü tonlarca toprakla örttüğün meselen küstahca boy gösterir. Her konuşmanda bedenin o suç mahalinin üstüne ışık tutar. Bedeninde yaşadığın tezahürüdür meselenin. O kuytuda ürkek bir çocuk bekler. Yaşam döngüsünün bir yerlerinde takılı kalmış eli ayağı yılların küfüne bulanmış, toz toprak olmuş bakışları. Ürkek kocaman gözlerle “sevgiyi çalıp kaçmak isteyen” bir çocuk. Sevgiyi bulamadığın her anda iplerini çekiştiren, sevgisiz kalacağını anladığın anda şalteri indiren ürkek bir çocuk. Suç mahalini, o çocuğu bilmen, zihinsel olarak bilmen sadece ve sadece omuzlarındaki yükü ağırlaştırmış bunca zaman. O çocuğa verilmemiş sevgiyi diğerlerine vermek için parçalamışsın kendini kendini. Ve işte o an “sen” değil artık “ben” olur. Yıllarca yüzümde birikmiş, kalbimde özlemle katmerlenmiş, sözlerimle kendimden uzaklaştırmaya çalıştığım ama çehremdeki her çizgimde konaklamış “meselem”. Hayatım o dokunmalar kadar noksan kalmış. Karşıma bir iskemle alır ve tozlanmış o çocuğu oturturum. Garip bir ketlenme yaşarım. Bir yandan da bu tıkanma halinin enterasan bir hazzı var, sarsılmanın paha biçilmez mahçup bir hüneri gibi. Sabah serinliğinin bir dokunuşu vardır ya dirileştiren, incecik bir serinlik. Toptaş’ın romanlarından fışkıran tül hayali misali. Hayal aleminden devşirdiğim tüm o duyguların sessiz çığlıkları ile inleyen bulanık varoluşum, bir ceylanın bakışlarına akan masumiyetimin çıplak heybetliği. Yüzümde uçuşan ormanın kokusu, çınlayan nefes. Derime işleyen nem. Bakışlarıma düşen çiğ. Bakışlarıma tırmanan o masum çocuğun düşü. Ve gözlerime yağan yağmur. Düşün tam ortasına elimi uzatıp, renkli bocukları işlerim. Sarıp sarmalarım o ürkek bakışları. Hiçbir şeyi değiştiremem, hiçbir şeyi kontrol edemem, yapabileceğim tek şey o çocuğu karşıma alıp sarılıp, sarmalayıp tekrar içime gömmek, ona şifa vermek, kendime şifa olmak. Ve sevmek. Onun beklediği, istediği sevgiyi vermek. Zamandan bağını koparmış bu ihtiyacı gidermek. İşte o zaman aynadaki yansımam görünür olur. 

 

Emel Arseven, 2017