Reflections

Gestalt Training Reflections

HAKKIMDA​

Gestalt Programı katılımcısı olmak

Gestalt Programının katılımcı üzerindeki etkileri 

Ateş Ataseven, 2017

 Evrim Cabbaroğlu, 2017

Özlem Arda, 2017

​………….........................................................​​

Kendimi duymak için girdim bir yola,

Şekil, zemin derken düştüm, kaldım arada.

Korkmamayı öğrendim düşmekten ve boşluktan,

Meraktayım sadece ne gelecek ardından.

Öğrendim ki asıl cesaret bu imiş,

Durmak, kalmakmış bilinmezde,

Güvenmekmiş sadece olana, olmayana.

Güzelmiş duymak bedenimi,

Fısıldarmış oysa ki bana, beni.

Sözüm var, "sadakatim kendime",

Yokum bundan sonra sonuca hükmetmeye.

Yolum var hala, yürüyorum kutuplara,

Niyet ettim onları fark etmeye, kapsamaya.

"Ben" olacak artık her fikrimin öznesi,

Başladı filizlenmeye çabalarımın meyvesi.

 

Perin Kurtoğlu, Mayıs 2019

​………….........................................................​​

    "Dün bir arkadaşım sordu bana, Gestalt ne desem 1 cümle ile anlatsana dedi. Durdum düşündüm baya zorlandım. Gestalt'ı 1 cümle ile nasıl anlatabilirim ki: 2 yıllık buluşmaları, o aylık buluşmalardaki paylaşımları, çalışmaları, kendimle buluşup ayrışmalarımı, gerçek ihtiyaçlarımı kendime, bedenime, sorabilmeyi, bana bedenimin açık açık söylediklerini ve onlarla ne yapacağımı bilemediğim anları, hiç hayatımda karşılaşmam, konuşmam dediğim insanlara kucak açabilişimi, hiç yapmam nasıl olur dediğim şekillerle, önyargı, değer yargıları ile yüzleşmeyi, Nita'nın, artık o havuza girdik yüzeceğiz beraber, dediğinden beri her anın daha da farkında olabilme çabamı, cesurca yüzebilmeyi veya koşar adım kaçarken kendimi yakalamayı, uzaktan sadece gözlemleyebilmeyi, yaşadığımın zeminimi genişlettiğini düşünerek daha sakince kabulde olmamı, iki kutuplu şu hayatta bir kutba nasıl takılıp kaldığımı zorlasa da görebilmemi ama öbür kutba gitmemin yolunun da yine benden geçtiğini, öğrendiğim yeni şeylerde, çalışmalarda, buluştuğum insanlarda, var olduğum çemberlerde Gestalt'ı aramamı, bulmamı, görüp fark edebilmemi ve ona daha bir keyifle, heyecanla sarılmamı...
    Kısaca olmasa da 1 cümle oldu bir anda :) ama yetti mi sanmam, tam doygun bir temas oldu mu? Bir temas oldu ama doygun olması bence bir ömürlük öyle bir cümlelik değil. Zaten Gestalt da o havuzda yüzmeye devam etmek gibi her anlık, her günlük, her temaslık yani bir ömür hayatımda varoluşumun her boyutunda benimle olacak sanırım..
    O arkadaşımın sorusu üstüne saniyeler içinde bunlar aklımdan geçse de bütün bunlardan ayrışıp, sadece Nita'nın o en sevdiğim benzetmesi piyano örneği ile buluştum :) ayrı ama bir olup, nasıl BİR bütün oluşumuzu, zemin ve şekilleri, o hiç gitmediğim dokunmadığım tuşlarla nasıl temas ettiğimi anlattım. Kimbilir belki bu cevabım da yeni bir döngü için ilk adım olmuştur, tıpkı o sorunun beni aylardır niyet ettiğim ama bir türlü yapamadığım bu satırlarla temasıma vesile olduğu gibi 🙏
    Teşekkürler Gestalt, Nita, kendim ve bütün kıymetli tuşlarım... iyi ki varız..."

 

Nazlı Toğanas, 2018

………….........................................................

Gestalt ve Hanna hocayla ilgili yorumlarımı yazmak için kaç kere masa başına oturdum kalktım bilmiyorum, ne yazsam içime sinmedi. Belki de bitirmeye karşı direncim olduğundandır, devamının olacağını bilmeme rağmen. En sonunda içimden geçenleri anda kalarak ve geldiği şekliyle kabul ederek paylaşmaya karar verdim, şöyle ki;
Gestalt benim için psikolojinin ruhu oldu, Hanna hoca da rehberi. Hanna hocayla psikoloji bölümünün 3.yılında karşılaştım, o güne kadar pek çok değerli hocadan farklı ve önemli dersler aldık fakat yine de ciddi bir eksiklik hissediyordum. Bir metaforla anlatmam gerekirse psikolojiye dair her şey benim için o güne kadar çok güzel fakat yapay bir çiçek gibiydi, ancak Hanna hocanın ilk dersiyle birlikte o çiçek capcanlı ve çok daha ilgi çekici oluverdi. Artık bir kokusu vardı. 
Bu nedenle de bölümden sonra hiç vakit kaybetmeden Hanna hocanın programına başvurdum, iyi ki de öyle yaptım. Bu programda (hayatımız boyunca karşılaşma ihtimalimizin düşük olduğu) farklı kişilik ve yaşantılardan çok kıymetli insanlarla zaman içinde muhteşem bir harmoni yakaladık. Herkesin birbirini kendi zemin ve şeklinde olduğu gibi kabul ettiği, piyanosunun tuşlarını zorlayarak temas etmeye çabaladığı ve aslında böylece kendiyle de temas edebildiği. Hemen her programda kendimizle deneysel çalışmalar yaptığımız, bulunması zor fırsatlarla dolu bir ortam oldu. Ve bu fırsatlar pek çoğumuza beraberinde değişimi de getirdi. Böyle bir program hazırladığı için Hanna hocaya ve de bu süreçte bana kendimle temas için uygun ortamı sağlayan arkadaşlarıma ve tabi ki yine Hanna hocaya çok teşekkür ediyorum :) Devamını sabırsızlıkla bekliyorum :) 

Emine Rumeysa Kangal, 2018

………….........................................................

 


Geldik bir araya ihtiyaçla
Empati yok diye duyduk şaşkınlıkla!
Sosyal yazılımlara girdik
Temas ettik: buluştuk, ayrıştık
Anlamak diye başladık
Lakin anlamak ve anlaşılmak yokmuş
Ta ki kendimizi anlayana, bilene kadar……
 
Sevgilerle; her şey için teşekkürler.
 
Nilüfer Değirmenci, 2018

​………….........................................................​​

 

Gestaltça

Hayatta kendimize sorduğumuz zor sorular vardır; ‘Ben kimim?’, ‘Nasıl biriyim?’, ‘Bu hayatta ne beni niye mutlu eder?’, ‘Hayatımın anlamı nedir?’ gibi.

Gestalt süreciyle, kendime dair bu soruların yanıtlarını yalnız kendi içime bakarak değil temasta bulunduğum insanların içinde de bulabildiğimin bilincine vardım. Hayatta hiçbir karşılaşmanın tesadüf olmadığını, yolumuzun kesiştiği herkes ve her yaşantımız sayesinde gelişebildiğimizi, iç görü kazanabildiğimizi, farkındalığımızın arttığını öğrendim. Her deneyimimizin mutlaka yaşam döngüsünde bir yere sahip olduğunu; hatta bazen aynı yere takılıp kaldığımızın habercisi olduğunu; her defasında buluşma amacıyla yola çıkarak yanıldığımı, aslında ayrışma ihtiyacımın da olduğunu; yadsıdığım kutuplarımı kapsamanın aslında kendimi ve diğerlerini kabulümü kolaylaştırdığını; diğer insanlarda görmezden geldiğim, zaman zaman öfke duyduğum kutbumun aslında kendimi tanımaya dair önemli ipuçlarından biri olduğunu, belki de kullanmadığım piyano tuşlarımdan biri olduğunu ve zeminimi zenginleştirme potansiyelini farkına vardım. Bir yandan da sosyal yazılım ve doğal yazılım ayrımına vararak hayatımda önemli yer tutan kavramları yeniden gözden geçirme fırsatım oldu. Örneğin; artık ‘mükemmeliyetçilik’ ısrarımın yerine ‘sahiciliği’ ve ‘hatalarımı kabul etme ve sahiplenmeyi’ önemsemeye ve yaşamaya karar verdim. 

Bu iki yıl süresince; fiziksel, duygusal, zihinsel ve tinsel boyutlarda var olmaya karşı gösterdiğim direnci fark ederek aslında hayatta olmanın tadına yeterince varmadan yaşadığımı; yüzleşemediklerimi; ertelediklerimi; artık sonunda acı çekmek de olsa risk almaya ihtiyaç duyduğumu; değişime çok ihtiyacım olduğunu sürekli söyleyip dursam da kimi zaman değişimden ne kadar korktuğumu; güvenli alanımı terk etmeyi göze almadan değişimin mümkün olmadığını; karar almadan, tercih yapmadan serzenişler ötesine geçemeyeceğimi; içimdeki çocuğun korkularını; ve fakat artık tüm bu korkularla bir çocuk gibi değil de yetişkin halimle yüzleşme cesaretini kendimde bulabileceğimi keşfettim..

Hocamın liderliğinde bu otantik sürecin bir parçası olduğum ve tüm grup üyelerini tanıdığım için kendimi gerçekten çok şanslı hissediyorum. Grupta çok fazla temas kurmadığımı düşündüğüm arkadaşlarımın bile zamanla bana olan katkılarını fark etmek sanırım bu sürecin mucizevi taraflarından biriydi. En mucize olan tarafı ise şüphesiz ki; hepimizin keşif yolculuğuna bilgece eşlik ettiği sırada, Hocamın candan ilgisini ve içtenliğini hissetmek oldu. 

Bana göre grubumuzu farklı kılan en önemli özelliklerinden biri; ne olursa olsun her türlü duygumun ve düşüncemin saygıyla ve anlayışla karşılanacağını bilmem yani gruba karşı hissettiğim güven oldu. Bu konuda başta Hocam olmak üzere tüm grup üyelerinin katkıları yadsınamaz. Grubumuza karşı hissettiğim güven sayesinde hem kendimle hem de yakınlarımla olan ilişkilerimin temelleri de kuvvetlendi. 

Yalnızca bu saydıklarım değil tabii, son iki yılıma dönüp baktığımda; hayatımda istediğim yöndeki değişimlere belki yavaş ama eskisine göre daha kararlı adımlarla yol aldığımı söyleyebilirim ki bu durumda başta Hocam olmak üzere tüm grup üyelerinin çok kıymetli katkıları olduğuna gönülden inanıyorum.
 
Yolumuz daha uzun. Kim bilir hayatta daha zeminimizi genişletecek kimlerle karşılaşacağız, hangi yaşantıları deneyimleyeceğiz. Acısıyla tatlısıyla bu iki yılda paylaştığımız tüm anılar gibi gelecekte yaşayacaklarımızın da sahici ve eşsiz olmasını diliyorum. Bu yolculuğuma eşlik ve şahitlik eden değerli Hocam ve tüm grubum iyi ki varsınız!!!

Ece Gökmenoğlu, 2018

………….........................................................

 


Gestalt bir süreç. Ve bu süreç içerisinde yaşanılan değişim ve dönüşüm, sinsice hayatınıza nüfuz ediyor. Bu doyurucu deneyim; size, yaşanılan “an” ların birden çok açı barındırdığını ve hepsinin bütünde, bir eksiği tamamladığını görme imkanını sunuyor. Ben bu deneyimi puzzle yapmaya benzetiyorum. Parçalar bir kutunun içerisinde kopuk ve dağınıkken, hiçbir anlam barındırmazlar. Fakat parçalar birleşmeye başladıkça, ortaya başka bir şey çıkmaya başlar. Ve o süreç -yani parçaların birleştirilmeye başlanması- adeta ilk domino taşına vurmak gibidir. En sonunda ortaya çıkan tablo ise; yeni ve bütündür. Başta, kutuda dağınık halde duran parçalardan, çok başka bir şey çıkmıştır ortaya. Ve o bütün, hepsinden fazladır. Gestalt bir bütün olma halidir. Kutuplarınızın farkına varıp yeni temaslar oluşturduğunuz ve zemininizi genişlettiğiniz bir yolculuk. Ben bu yolculuğun zaman zaman yorucu, zorlayıcı fakat bir o kadar da keyif veren, tatmin sağlayan ve doyurucu bir süreç olduğunu düşünüyorum. Buna en büyük katkıyı sağlayan başta hocama ve hepsinden çok şey öğrendiğim topluluğumuza çok teşekkür ederim.

 

Batuhan Bilen, 2018

​………….........................................................​​

 


Sevgili Dostlar,
Bu bir kadının hikayesi, gizli bir derdi olan. Ama o denli gizliymiş ki bu dert kadın bile ne olduğunu unutmuş. Hatta o kadar unutmuş, o kadar unutmuş ki ne derdinin farkındaymış ne de diğer hislerinin… 
Bir gün bir adam konuşmaya başlamış. Kadın o sırada oradan geçerken kulak misafiri olmuş. Adam etrafında toplanan insanlara bir hikaye anlatıyormuş. Adam konuştukça kadının içinde bir şeyler kıpırdanmaya başlamış. Kadın “herhalde duygu denen şey bu olmalı, benim hayatımda ne kadar az varmış bundan” diye düşünmüş. O günden sonra ne zaman adamı birilerine hikaye anlatırken duysa, uzaktan dinlemeye ve bir yandan da şaşkınlıkla içinde kendinde olan biteni izlemeye başlamış.
En sonunda bilge bir dostuna sormuş: “Hikaye anlatan bir adam var. O ne zaman konuşsa benim içimde sanki bir şeylere dokunuyor ve hiç tanımadığım hisler yaşıyorum.”
Dostu demiş ki “O hisler geldiğinde konuştur onları. Bakalım ne diyecekler sana…”
Kadın başlamış hikaye anlatan adamı uzaktan gördüğünde hisleri çağırıp konuşturmaya. Önce o hisler kadını dokuz buçuk yaşında yaralı bir kız çocuğuna götürmüş ve onunla ilk karşılaştığında kadın alt üst olmuş. Onun orada kendi içinde olduğunun hiç farkında değilmiş. Meğer o da dinlermiş hikayeleri ve o hisler aracılığı ile kadına kendini göstermeye çalışırmış. Sonra çocuk kadını bir kuyunun başına götürmüş. Bu kapkaranlık, dipsiz bir kuyuymuş. Etrafı gri taşlarla örülmüş, ıssızlığın ortasında, kimsenin gelip geçmediği bir yerde dururmuş. Çocuk kadına anlatmaya başlamış: “Biliyorsun bu kuyunun açıldığı günü, nasıl kazıldığını, nasıl içine oyulduğunu… O gün bugün, sen hiç bu kuyuya gelmedin. Beni burada yalnız başıma bıraktın, hiç sesimi duymadın” demiş. Ama kadın kuyuyu uzaktan bile gördüğünde o kadar huzursuz olmuş ki çocuğun yanında daha fazla duramamış ve bilge dostunun yanına koşmuş, ona olanları anlatmış.
Bilge dostu demiş ki “o çocuğa sahip çıkman lazım ama önce kuyunun açıldığı güne gideceksin ve o kuyudan çektiğin bir kova su ile annenin mezarındaki kurumuş gül ağacını sulayacaksın. Ancak o zaman çocuğun yanında durabilirsin.”
Kadın bilge dostuna “sen de gel, beraber gidelim mezara” demiş. Önce birlikte kuyudan bir kova su çekmişler ve sonra bilge dostu ile annesinin mezarındaki gül ağacını sulamaya başlamışlar. Birden sihirli bir şey olmuş ve gül ağacından pembe güller fışkırmaya başlamış. Meğer kuyunun suyu kadının bilmeden içine akan gözyaşlarıymış ve pembe güller sevgi gülleriymiş. Bir anda hiçbir şey hissetmeyen kadın içinde sevginin sıcaklığını hissetmeye başlamış. O zaman kuyunun başında bekleyen küçük kızın yalnızlığı kadını korkutmamış. Ona sevgi ile sarılabilmiş ve küçük kızın kendisine hayatta hiç hissetmediği kadar büyük bir sevgi verdiğini farketmiş. Küçük kız kadına “yıllardır bu içimdeki sevgiyi akıtabileceğim birini bekliyordum, özlüyordum, artık buldum, seni seviyorum” demiş. Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine. 

Pelin Buruk, 2018

​………….........................................................​​​

 

Gestalt

Geçmişi arkamda bırakıp ben önüme baktım,
An’dayım, An’layım, buradasın değil mi!

Ruhumda yarattığım farkındalığa, etten-kemikten olduğumu da hatırlattım,
işin içine artık bedenimi de kattım, şimdideyim ve buradayım

Olay mahallinde tanışmışız meğer, şefkatle öptüm onu 
birlikte diğerlerinin mahallilerine de keşfe çıktık dosdoğru.  

Mahalli sahiplerinin derdi ben değilmişim oysaki 
görmeye başladım artık onların da çocuk hallerini

Ayakta uyumak neymiş kanadığımda anladım, 
yargılarımı uyanarak bıraktım

Bugünü keyifli kılan hikayelerime bakıyorum
kalmamış bitmemiş meselem, olanları da iğne oyasıyla işliyorum taaa derinden

Cancağızım bırak sen şu kişiyi anlat bana hikayeni, 
yavaşla ki dinleyebilesin artık küçük Nesli’yi.

Nesli dedi ki; İhtiyacın ne? Temas et ki sızlanmayasın, 
sınırı aşma sonra ikameyi tatmin etmeyesin.

Neydi duygun, kavuştunuz mu sonunda?
Ne olursa olsun keser döner çarkına
Hikayen bitmiş sanma

Suçlama kimseyi her olay gelişim için bir fırsattır, 
alanı görmüyorsan bunun sebebi zekandadır. 

Yaş dediğin rakamlardan ibaret, 
huzur istiyorsan kendine dön nihayet

Bırak artık kurbanı oynamayı
Sen bilinçlisin incitme yazıktır ananı

Hayatla barışmak kendinden başlayarakmış oysaki,
Hoyratça incittiğin kalplerden özrünü diledin mi

Rüyalarında neden bu tuvalet taşıyor deme,
B..ta bile vardır keramet görmeyi bilene

Gestalt’ta sanatımı konuşturmam lazım diyorsan hala, ağzına biber sürerim
Lazıma istiyorum dersen seni kabul ederim

Doğadır gerçeğin ta kendisi
Bakmayı bilene eli açıktır iste yeter ki

Ananı da al git düş kadının yakasından
Seçim senindir tekrar edeyim anlatamadıysam

Farkındalık sancılıdır ama huzur ufukta ona bağlıdır
Buna bozulduysan bu seninle ilgilidir aha bu da başka bir fırsattır

Kaygan zemindeysen yeter ki şeklin bozulmasın
Zemini bilmeden yargılama sonra yalnız kalırsın
Korkma çocukla yüzleşmekten, yeter artık kazık kadarsın

Ne sinsi bir şeymiş bu Geştalt konuştukça kendini ele veriyor
Çaktırmadan içime zerk ediyor. 

Fenomenoloji dedin beynimin devreleri yandı
Bunu anlaması tam iki senemi aldı.

Ve ben değişiyorum inceden inceden..

Nesli Atalay, 2018

………….........................................................

 

Büyüdüm...
 
Büyüdüm...
Dokunduğum şeylerin bazen parladığını bazen de solduğunu öğrendim.
Büyüdüm...
İnsanların yüzüne değil de derinine baktığımda; acısının, mutluluğunun, her ne yaşadıysa tortusunun etkilerini hissetmeyi öğrendim.
Büyüdüm...
Hangi eli tutacağımı, yanlış da olsa tuttuğum elin faydasına neler yapabildiğimi öğrendim.
Büyüdüm...
Varlığımın başka bir varlığa nasıl adanabildiğini öğrendim.
Büyüdüm...
Hayatta hiçbir şeyin tek yönlü ve kendi başına anlamlı olmadığını, verdiğimiz anlamların kendimizden doğduğunu öğrendim.
 
Büyüdüm...
Öğrenmenin ve sevmenin sonu olmadığını öğrendim.
En çok da büyümenin, varlığını biçimlendirmenin ve kapsamanın da HİÇ olana kadar devam edeceğini öğrendim.
  
Şahit oldum
 
Günlerden bir gün içimde bir çocuk buldum
Korkmuş, bir köşeye çekilmişti
Gel kollarıma dedim
Sen de kimsin
Ben kendi kollarımla sarındım bak dedi
 
Günlerden bir gün içimde bir çocuk buldum
Çırpınıyordu 
Ne oluyor dedim, beni duymadı
 
Günlerden bir gün içimdeki o çocuğa üzülen bir kız çocuğu gördüm
Çırpınışları da köşeye çekilmeleri de birbirlerine eşlik ediyordu
Ne duruyorsunuz, sarılsanıza dedim
 
Hülya Haymana, 2018

………….........................................................

 

Gestalt metodu hakkında daha önce kısıtlı bilgi sahibi olmama rağmen
çok sevdiğim bir arkadaşım vesilesiyle bu program hakkında bilgim oldu.

Gestalt sisteminde, beni en çok şaşırtan şey çevremde beni rahatsız eden
unsurların aslında bende olmasıydı.

Belki de kendimde kabul edemediğim, ya da bastırdığım bu davranışların bende de olduğunu fark etmek beni duvara çarpmışa çevirdi.

Ailemde, arkadaşlarımda bu unsurlarla karşılaşıp sıkıntı yaşadığım, ya da tepki verdiğim zaman, önce kendime bakmaya çalışıyorum.
Kendimde göremediğim, görmemeyi seçtiğim yanlarım nelerdir?
Bu yanlarımı görmeye, bulmaya, anlamaya ve kabul etmeye çalışıyorum.
Vücudumun neresinde sıkıntı olduğunu bulmak, fiziksel olarak da betimlemek, yorumlamak ve sıkıntımın kaynağını da bulmak kendimi daha iyi çözmeme yardımcı oluyor ve daha çok da olacağına inanıyorum. 

Tüm grup arkadaşlarımın konuşmalarında da kendi problem yaşadığım konuları çok sık gördüm. Hepimizin ortak sıkıntılarının olmasının da bunların cinsiyet, din, dil, ırk farkı gözetmeden insanlığa ait olduğunu ve bunlarsız da bir hayat olmasının mümkün olmadığını bana tekrar hatırlattı.

Gestalt, mükemmeliyetçiliğimden dolayı bilsem de yapamadığımda kendimi suçladığım eksikliklerimin olmasını, yapmak isteyip de yapamadıklarımın olmasının da normal olmasını kabul etmeme de yardımcı oluyor.

Çalışmalarda, yapmakta çok zorlandığım, hayatı fazla zorlamadan akışına bırakmam gerektiğini de daha çok fark ettim. Zorlansam da elimden geleni yapmaya çalışacağım.

Burada olma şansına eriştiğim, tüm grup arkadaşlarımla ve Nita ile tanışma, iletişim kurma şansına eriştiğim için çok mutluyum.

Nil Karaibrahimgil’in yazdığı gibi:

İnsanın kendine yolculuğu bir ömür. 
Kendisiyle tanışması bitmiyor.
İçimizdeki kablolar çek çek gelmiyor.
Kimi çocukluğa, kimi ana babaya, kimi yaralara…
Piri Reis gibi, haritamızı çıkarıp girinti çıkıntılarımızı bilsek daha güzel limanlara gitmez miydik?

 

Sezin Sisa, 2018

​………….........................................................​​

 

2 yıl önce Nita’ya ilk başvurduğumda, artık hayatımda yeni bir sayfa açmaya karar vermiştim. İş yaşamı beni çok rahatsız etmeye başlamıştı. Bedenimden gelen sinyalleri algılamakta bugün olduğum kadar iyi değildim ama yine de içimden bir ses bana “artık bir şey yapman lazım bu durumu sevmiyorum” diyordu. 
Katılacağım bu programın bana ne fayda sağlayacağını dahi çok iyi bilmiyordum ama yine o içimdeki ses bana “dene” diyordu. 
Nita’yla yaptığımız görüşmeyi çok iyi hatırlıyorum, demiştim ki, hayatımın başka bir aşamasına geliyorum, bundan önce birçok zorluğu yaşadım, atlattım, şimdi fırtınadan çıkıp durulmuş bir deniz gibiyim. Ama bundan sonra nereye doğru dalgalanacağımı bilmiyorum, bu 2 yıllık yolculukta geleceğime dair bir yol bulacağımı umuyorum. Geçmişimi hallettim, geleceğime yönelmek istiyorum... 
Çok büyük konuşmuşum... O gün bunları söylerken geleceğime ilerleyebilmek için geçmişimle bu kadar çok uğraşmam gerekeceğini, orada döngüsünü tamamlamamış bu kadar çok hayat olayı biriktirdiğimi ve aslında üzerimde ne kadar çok yük taşımakta olduğumu bilmiyordum. 
Bu iki yılda her şeyden önce kendimle ilgili çok şey öğrendim. Hem kendime hem yakın çevreme verdiğim yanlış mesajları, kurduğum yanlış ilişkileri, doğru sandığım yanlışları yanlış sandığım doğruları hep bu yolculukta fark ettim. 
Burada 3-4 Cumartesi geçirdikten sonra hayat bir daha aynı olmayacak şekilde değişmeye başladı ve ben geçmişimdeki istisnasız herkesle hayali olarak yeniden bir yaşam döngüsü kurdum kendi kendime. Bu döngülerin bir kısmı çok derin bir karşılıklı sevgi alışverişi ile sonlandı, bir kısmı da onarılması çok güç hasarlar vererek. Tüm bunların sonucunda kendimi tüm yanlarımla kabul etmeyi ve sevmeyi öğrendim. Dışarıya verdiğim tepkilerin asıl nedenlerini anlayabildim, davranışlarımın altında yatan dürtülerimi anladım, hayatımın bundan sonrasında bedenimin sinyallerini daha doğru algılayabilme ve buna göre hareket edebilme becerisini kazandım, anda kalmayı, bedenime kulak vermeyi ve kendimi önceliklendirmeyi ve ödüllendirmeyi öğrendim.  Hala öğrenecek çok şey var ama doğru yolda olunca yolun uzunluğu o kadar dokunmuyor insana. Bu yolculukta yanımda olan, tam düşecekken elimden tutan, her zaman bana desteğini hissettiğim ve bundan sonra da rehberim olacak olan Nita’ya candan teşekkür ederim. 

Ayşe Eratlı, 2018

………….........................................................​​

Boşluk boşaldı
Yük hafifledi
Yorgunum biraz
Ve susadım.
Derin bir nefes alıyorum.
Herşey şimdi ve burada
yeniden şekilleniyor.
Şimdi anlıyorum Orhan Veli’nin “Herşey birdenbire oldu” şiirini ve onu seneler önce defterime neden yazdığımı
Doğum birdenbire
Ölüm birdenbire
Çiçeğin açması
Yüzmeyi öğrenmek
Hepsi birdenbire...
Hepsinde sancı var ve sonrası sonsuz mutluluk.
Şimdi ayrışma zamanı
Bir parçam gibiydi ama benim değildi
Dünyaya gelen her insana verilen hediye
Bitmemiş mesele..
Hediyeni açarsın 
Boşluğunu doldurursun
Sonra tekrar varlığa geri vermen gerekir
Ayrılabilirsen
Verebilirsen
Esas hediyenle buluşursun
Özündeki tohum harekete geçer
Şimdi boşluğu çiçeğini büyüterek doldurmaya başla
Başlangıçta çok kırılgan 
Gittikçe güçlenecek
Özen ve sevgiyle
Senin de varlığa hediyen bu çiçek olacak
....

Hayat öğretmenlerimden biri olduğunuz için çok teşekkür ederim.

Nevra Sözer, 2017

​………….........................................................​​

Gestalt ve özellikle "boş sandalye" benim icin kendim ile tanışma yöntemi oldu. 

Çok kısa zamanda hayatim ile ilgili farkındalık kazanmamı sağladı. 

Bir düşünün karşınızda Hanna, kendine güveni muntazam bir kadın var ve bir sandalyede oturmuş, "bu gün kim benimle çalışmak ister" diyor. Çalışmak isteyeni davet ediyor ve buyrun anlatın diyor. Kişi daha konuyu anlatmadan bedeninde yaşadıklarıyla ilgili sorular soruyor ve kişi daha önce hiç fark etmediklerini fark etmeye başlıyor.

Bu teknikte, sandalyeye önce sorununuz olan kişiyi sonra da kendinizi oturtuyorsunuz ve onun yerine geçerek olaylara onun gözünden bakıyorsunuz. Yani öyle kolay değil, sandalye sıcak. Ve cevaplar karşınızda, herşeyi o anda farkediyorsunuz. Yani aynada kendinizi izliyorsunuz.

 

Süreç içinde nereden nereye gelindiğinin görüldüğü ve hayranlıkla izlediğim sisteme teşekkür ediyorum.

Fatma Nur Bilgin, 2017​

​………….........................................................​​

Git dediler geldim Gestalt’a 

En iyisidir dediler bu işte Nita 

Söz hep döndü geldi bana 

Temas etmeliymişim ben kendi kutbumla 

Amaç özümseme idi biz varamadık daha farkındalığa 

Laf söylesem de hep bedensel boyuta 

Tonla şey öğrendim ben bu grupta 

 

Arif Hakan Çetin, 2017

………….........................................................

 

Nita, Geştalt yöntemlerini uygularken aklın sınırlarını ortadan kaldırıyor. “İstersen şu lambayı tarif et, oradan gidelim” diyor bitmemiş meselene. Kek tarifinden bile karşısındakini çözebilecek olması geçtiğimiz yüzyıllarda kendisinin “cadılıkla” suçlanmasına neden olabilirdi (hele o sesi geri getirme ayini), o yüzden iyi ki bu yüzyılda doğmuş ve yaşamlarımız da birbiri ile kesişmiş. Hepinizle kesiştiği gibi. Esasa dön. Geştaltin en zorlayıcı ama en sevdiğim kısmı; esasa dön. Yani yolun daha başı.  Ezcümle sözümü unutmadan yerine getireyim. Aşağıdadır yazım. 

Bazı kelimelerin dikeni vardır. Geçmişle beslenmiş zehirle dolu uçları. Kendini gerçekleştirememiş’liğin soğuk gölgesinde ayakları altına serilmiş cennetin ağırlığıdır o geçmiş. Kökü kökündür. Ondan bu acıya tevekkülün. Her müstehzi tonda kan damlar var oluşundan. O kelime, o ağızdan çıktığı anda zehrini saplar. Ak süt tiksintiyle bakar, kendi yarasıyla deşer. "Saflaştırılmış” ve “idealize” edilmiş o ağızdan çıkan her söz toplumun akdine zorlar karşısındakini. Ah o saf ağız öyle kutsaldır ki... Sorgusuz sualsiz kabullenmekten başka çaren var mı o dikenli kelimeleri. Süpürge edilen her saç teli, kesilememiş o göbek bağı boğazına düğümlenir. Heba edilmiş gençliğinin katilisindir. Vicdan azabı, suçluluk duygusu ile yoğrulmuş marazi bir ilişkidir aranızdaki. Severken nefret edersin. “Hainlik”le suçlanıp idama sürüklenmemek adına bastırdığın öfke nefrete dönüşür. İntikam için can yakmaya kalkar da, her seferinde kendi etinden bir parça koparırsın. Kendini sağaltmak adına yurt arar, kucak ararsın da “ayrışamadığın” ve içine kadar işleyip “benliğine” karışmış celladın çıkar karşına. O cellat kendini yok etmemek için seni yok eder. Ve bir gün dehşet içinde farkedersin ki, sen de ona dönüşmüşsün. Ne kadar kabul etmesen de sevilmediğin anlarda sarsılır varoluşun, her başarısızlık anında sevgisizliktir kaynağı. O seni sevmediğindendir, seni nasıl sevemez ki! Ve sonra keder içinde tüm bu yolculukta yalnız olduğunu, geçmişteki o gölgeleri çoğaltıp çoğaltıp önüne düşürenin sen olduğunu anlarsın. Suçlamanın yersizliğini, kendinden başka hiçbir şeyi değiştirmeye “hakkının” olmadığını. Sosyal yazılımla kirlenmiş zihninin bulanıklığı ve karmaşasını biraz olsun terk eyleyip bedenini dinlersin en çok. Ondan daha dürüstü var mı ki sana seni anlatacak? Ayrışamaktır ihtiyacın. Yaralarını, ağrılarını, sızılarını dost eylersin. Tüm o şekil sadece sana ihtiyacını kusar. Hepsini şekile şemale büründürür de koklar, dokunur, tadar, dinler ve özlemle temas kurarsın. Dillendirerek konuşursun onlarla. Bastırmadan, yok saymadan söz hakkı verirsin hepsine. Beden coşar. Coşan esasındır. Yıllarca zihninde dönen binlerce düşünceyi susturur, bedene dönersin. Duygularına kulak kabartırtırsın. Her konuşmanda o karanlık bataklıktan başını uzatır kutbun. Her konuşmanda gömüp de üstünü tonlarca toprakla örttüğün meselen küstahca boy gösterir. Her konuşmanda bedenin o suç mahalinin üstüne ışık tutar. Bedeninde yaşadığın tezahürüdür meselenin. O kuytuda ürkek bir çocuk bekler. Yaşam döngüsünün bir yerlerinde takılı kalmış eli ayağı yılların küfüne bulanmış, toz toprak olmuş bakışları. Ürkek kocaman gözlerle “sevgiyi çalıp kaçmak isteyen” bir çocuk. Sevgiyi bulamadığın her anda iplerini çekiştiren, sevgisiz kalacağını anladığın anda şalteri indiren ürkek bir çocuk. Suç mahalini, o çocuğu bilmen, zihinsel olarak bilmen sadece ve sadece omuzlarındaki yükü ağırlaştırmış bunca zaman. O çocuğa verilmemiş sevgiyi diğerlerine vermek için parçalamışsın kendini kendini. Ve işte o an “sen” değil artık “ben” olur. Yıllarca yüzümde birikmiş, kalbimde özlemle katmerlenmiş, sözlerimle kendimden uzaklaştırmaya çalıştığım ama çehremdeki her çizgimde konaklamış “meselem”. Hayatım o dokunmalar kadar noksan kalmış. Karşıma bir iskemle alır ve tozlanmış o çocuğu oturturum. Garip bir ketlenme yaşarım. Bir yandan da bu tıkanma halinin enterasan bir hazzı var, sarsılmanın paha biçilmez mahçup bir hüneri gibi. Sabah serinliğinin bir dokunuşu vardır ya dirileştiren, incecik bir serinlik. Toptaş’ın romanlarından fışkıran tül hayali misali. Hayal aleminden devşirdiğim tüm o duyguların sessiz çığlıkları ile inleyen bulanık varoluşum, bir ceylanın bakışlarına akan masumiyetimin çıplak heybetliği. Yüzümde uçuşan ormanın kokusu, çınlayan nefes. Derime işleyen nem. Bakışlarıma düşen çiğ. Bakışlarıma tırmanan o masum çocuğun düşü. Ve gözlerime yağan yağmur. Düşün tam ortasına elimi uzatıp, renkli bocukları işlerim. Sarıp sarmalarım o ürkek bakışları. Hiçbir şeyi değiştiremem, hiçbir şeyi kontrol edemem, yapabileceğim tek şey o çocuğu karşıma alıp sarılıp, sarmalayıp tekrar içime gömmek, ona şifa vermek, kendime şifa olmak. Ve sevmek. Onun beklediği, istediği sevgiyi vermek. Zamandan bağını koparmış bu ihtiyacı gidermek. İşte o zaman aynadaki yansımam görünür olur. 

 

Emel Arseven, 2017

Copyright 2013 Hanna Nita Scherler